Filistin için sokaklara dökülen vicdan,
Rojava söz konusu olunca neden susuyor?
Bombanın altında kalan çocuğun dili mi sorulur?
Enkazdan çıkarılan kadının bayrağı mı kontrol edilir?
Ölüm, Arapça mı konuşur; Kürtçe mi ağlar?
Bugün Filistin’de yaşanan zulme karşı gösterilen haklı öfke, insanlığın hâlâ ölmediğini gösteriyor. Ama aynı insanlık, Rojava’da, Şengal’de, Afrin’de, Kobane’de toprağa gömülürken neredeydi?
Eğer acıya karşı duruşumuz kimliğe göre değişiyorsa, bu adalet değil, tarafgirliktir.
Eğer zulme karşı sesimiz dinle yükselip dille kısılıyorsa, bu ahlak değil, seçiciliktir.
Rojava’da bombalananlar da sivildi.
Rojava’da öldürülenler de çocuktu.
Rojava’da yok sayılanlar da bu coğrafyanın insanıydı.
“İnsanlık” diyorsak, sınırı olmaz.
“Vicdan” diyorsak, pasaporta bakmaz.
“Adalet” diyorsak, bayrak seçmez.
Bugün Filistin’e destek olmak erdemdir, doğrudur.
Ama sadece Filistin’e destek olup Rojava’yı görmezden gelmek, vicdanın eksik çalıştığını gösterir.
Çünkü zulüm, nerede olursa olsun zulümdür.
Çünkü mazlum, kim olursa olsun mazlumdur.
Gerçek sınav tam da buradadır:
Kendine benzeyeni değil, insan olanı savunabilmekte.
Ve belki de asıl soru şudur:
Biz adaleti mi savunuyoruz, yoksa sadece kendimize yakın olanı mı?