Nüfus sayımını kaçıran Kürtler veya hiç bir belgesi olmayanlar, daha sonraları (Arapça’da “saklı” anlamına gelen) maktumin olarak sınıflandırıldılar. Bu kategoride olanlar ecnebilerden çok daha fazla ayrımcılığa maruz kaldılar. Mesela pasaport başvurusu yapamıyor, kamuda çalışamıyor, sağlık veya sosyal hizmet sistemlerinden faydalanamıyorlar, çocukları üniversite okuyamıyordu. Elbette uluslararası yolculuk da yapamıyorlardı. Hatta bir otelde bile kalamıyorlardı. Bazı durumlarda yüksek eğitime erişimleri bile sınırlandırılmıştı. Böylece Kürtlerin birçoğu daha fazla yoksulluğa ve ayrımcılığa mahkûm edildiler.
1000Kitap
Rojava Toplumsal Sözleşmesi
İnançlara özgürlük ve saygı için biz Kürtler, Araplar, Süryaniler (Asuriler, Keldaniler ve Aramiler), Türkmenler ve Çeçenler olarak bu sözleşmeyi ilan edip kabul ediyoruz (...) Demokratik Öz İdareleri tarafından yönetilen bölgeler bütün etnik, toplumsal, kültürel ve ulusal oluşumların kendilerini örgütlenmeleri aracılığıyla ifade etmeleri için yapıcı mutabakata, demokrasiye ve çoğulculuğa açıktır.
1000Kitap
Reklam
Neolitik dönemde toplumsal yaşam ve üretim kadın etrafında şekillenirdi. Ana-tanrıça etrafında gelişen kült, kadının yaşamın tüm alanlarında gösterdiği üretkenlik ve adalete saygı gösterirdi. Sonraki bin yılların tanrısallaştırmasına benzemeyen bu ana konsepti, bugüne kadar halen kendisini gösterebilen ana otoritesinin kabul edilmesinin temelidir. Neolitik dönemde zora dayalı ilişkiler söz konusu olmaması kadının bu toplumsal rolüyle doğrudan alakalıydı. Bin yıllarca var olan bu toplumsal düzen, insanlığın kolektif bilincini şekillendiriyor ve eşitlik ve özgürlüğe olan özlemimizi ayakta tutuyor. Cinsler arası iş bölümü özel mülkiyete ve hegemonik ilişkilere dayanmıyordu. Hiçbir kadın veya erkek başka birinin özel mülkiyeti değildi. Bütün ürünler eşit şekilde paylaşılıyordu. Neolitik toplum kendisini doğrudan doğanın bir parçası olarak görüp ekolojik ilkelere göre yaşıyordu.
1000Kitap
Eğer Mezopotamya’nın uzun tarihi bir saate sığabilseydi, o zaman ulus-devlet yalnızca bir saniye sürerdi.
1000Kitap
Kobanî şehri 1892’de kuruldu. Bağdat demiryolunu inşası boyunca bir Alman şirket yerleşimi şehrin kuruluşuna öncülük etti. Kobanî ismi, Almanca Kompanie [Anlamı:şirket] kelimesinin Kürtçe’ye uyarlanması sonucu oluştuğu büyük oranda kabul ediliyor. 1923’te çizilen yapay Türkiye-Suriye sınırı, Kobanî kantonunun tarihsel ve sosyal olarak sıkı ilişkisi bulunan Pîrsûs (Suruç) bölgesinden koparıldı. Bugünkü Kobanî’lilerin ataları kendi merkezleri olarak bugünlerde Kuzey Kürdistan ili Riha’nın (Urfa) ilçesi olan Pîrsûs’u kabul ediyorlardı. Demiryolunun kuzeyindeki TC sınır köyü Mürşitpınar, bir zamanlar Kobanî’nin kenar mahallesiydi. İlk defa 2010’da küçük bir sınır kapısı açıldı ve aynı dönemde mayınlar belli oranda temizlendi; daha öncesinde mayınlı sınırı geçmek çok riskliydi. Suriye devleti milliyetçileşince Kobanî şehrinin adı Ain al-Arab (“Arapların gözü” anlamına geliyor) olarak Araplaştırıldı.
1000Kitap
Afrîn şehri ticari yolların kavşak noktası olarak 19. yüzyılda Afrîn nehri kıyısında kuruldu. 1929’da nüfusu henüz 800 olan Afrîn kasabası, 1968’de 7 bin kişiye yer açtı. 2003’de bu sayı 36.562’e ulaştı. 2011 yılında 366 köy dâhil bütün bu bölgede 400.000 insanın yaşamakta olduğu tahmin ediliyor. Halep’teki Kürtler 2013 ilkbaharında Suriye rejimi ve ona muhalif güçlerin yoğun saldırılarından kaçmak zorunda kalması ve Suriye’nin başka bölgelerinden gelen mültecilerin gelmesiyle, kantonun nüfusu 800.000 bini buldu. Çoğu yerleşimci Sünni Müslüman Kürtlerdir.
1000Kitap
Reklam
Reklam