Bizler Aramiyiz, bizden düşlerimizi çalmaya kalkışmayın sakın! Biz ateşiz ve hep birlikte ışıldarız; yolunuzu bizimle aydınlatmak isterseniz, parmaklarınızı yakabiliriz!
"Tektanrılı bir din olan Ezidi dini, bilhassa Kürdistan menşelidir. Tüm Ezidiler
Kürt’tür.[İnançlarına göre] en yüksek melek olan Melek Tavus, Tanrı’nın temsilcisidir. Ezidi toplumunda kadın çok önemli bir role sahiptir, Tanrı’yla birlikte hayat verdiği için kutsal kabul edilmektedir. Ezidiler reenkarnasyona
inanır. Ezidi inanışı, günümüz semavi dinlerinden çok daha eskidir. Barışçıl bir dine sahip olan Ezidiler, başka bir dine geçmeyi istememektedir. Ancak tarih boyu maruz kaldıkları sayısız katliam, bugüne dek uzanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu altında en az 72 kez katliama maruz kalmışlardır. Ezidilerin toplam sayısı yaklaşık 1 milyondur. Çoğu (600.000) Güney Kürdistan’da, özellikle Şengal’de yaşamaktadır. Ezidiler, Kürdistan’ın merkezinde ikamet etmektedirler.”
Nüfus sayımını kaçıran Kürtler veya hiç bir belgesi olmayanlar, daha sonraları (Arapça’da
“saklı” anlamına gelen) maktumin olarak sınıflandırıldılar. Bu kategoride olanlar ecnebilerden çok daha fazla ayrımcılığa maruz kaldılar. Mesela pasaport başvurusu yapamıyor, kamuda çalışamıyor, sağlık veya sosyal hizmet sistemlerinden faydalanamıyorlar, çocukları üniversite okuyamıyordu. Elbette uluslararası yolculuk da yapamıyorlardı. Hatta bir otelde bile kalamıyorlardı. Bazı durumlarda yüksek eğitime erişimleri bile sınırlandırılmıştı. Böylece Kürtlerin birçoğu daha fazla
yoksulluğa ve ayrımcılığa mahkûm edildiler.
İnançlara özgürlük ve saygı için biz Kürtler, Araplar, Süryaniler (Asuriler, Keldaniler ve
Aramiler), Türkmenler ve Çeçenler olarak bu sözleşmeyi ilan edip kabul ediyoruz (...) Demokratik Öz İdareleri tarafından yönetilen bölgeler bütün etnik, toplumsal, kültürel ve ulusal oluşumların kendilerini örgütlenmeleri aracılığıyla ifade etmeleri için yapıcı mutabakata, demokrasiye ve çoğulculuğa açıktır.
Neolitik dönemde toplumsal yaşam ve üretim kadın etrafında şekillenirdi. Ana-tanrıça etrafında gelişen kült, kadının yaşamın tüm alanlarında gösterdiği üretkenlik ve adalete saygı gösterirdi.
Sonraki bin yılların tanrısallaştırmasına benzemeyen bu ana konsepti, bugüne kadar halen kendisini
gösterebilen ana otoritesinin kabul edilmesinin temelidir. Neolitik dönemde zora dayalı ilişkiler söz
konusu olmaması kadının bu toplumsal rolüyle doğrudan alakalıydı. Bin yıllarca var olan bu
toplumsal düzen, insanlığın kolektif bilincini şekillendiriyor ve eşitlik ve özgürlüğe olan özlemimizi
ayakta tutuyor. Cinsler arası iş bölümü özel mülkiyete ve hegemonik ilişkilere dayanmıyordu. Hiçbir kadın veya erkek başka birinin özel mülkiyeti değildi. Bütün ürünler eşit şekilde
paylaşılıyordu. Neolitik toplum kendisini doğrudan doğanın bir parçası olarak görüp ekolojik ilkelere göre yaşıyordu.