Hiyerarşi ve bunun sonucu kaçınılmaz olarak devletin yükselişiyle, şiddet ve sahtekârlığın
devreye girmesiyle ortaya çıktı. Doğal toplumun asıl güçleri ise yorulmadan direndiler ve sürekli olarak geri itildiler.
Demokratik Konfederalizm kavramı, Ortadoğu tarihinin, Neolitik toplumun, eski Sümerlerin, Atina demokrasisinin ve mevcut kabile örgütlenmelerinin derinlemesine incelenmesiyle ortaya çıktı. Rosa
Luxemburg’un geleneğinde demokrasi, ekonomik koşulları içerecek şekilde genişledi; toplumun bir parçası olarak ekonomi de demokratikleştirmeliydi. Bu noktada ekonominin toplumsallaşması, ekonominin ulusallaştırılmasından kavramsal olarak ayrıştırılması gerekliydi. Toplumsallaşmaya
başka bir boyut katıyordu bu tezler. Mesela ekonomik kaynakların meclisler, topluluklar ve bunlarla ilişkili kooperatifler tarafından idare edilmesi bunun önemli bir ayağı olarak öne çıktı. Yani bu yeni bakış açısı, devletçiliği ya da özel mülkiyetçiliği değil komünalliği ifade ediyor.
Bizler Aramiyiz, bizden düşlerimizi çalmaya kalkışmayın sakın! Biz ateşiz ve hep birlikte ışıldarız; yolunuzu bizimle aydınlatmak isterseniz, parmaklarınızı yakabiliriz!
"Tektanrılı bir din olan Ezidi dini, bilhassa Kürdistan menşelidir. Tüm Ezidiler
Kürt’tür.[İnançlarına göre] en yüksek melek olan Melek Tavus, Tanrı’nın temsilcisidir. Ezidi toplumunda kadın çok önemli bir role sahiptir, Tanrı’yla birlikte hayat verdiği için kutsal kabul edilmektedir. Ezidiler reenkarnasyona
inanır. Ezidi inanışı, günümüz semavi dinlerinden çok daha eskidir. Barışçıl bir dine sahip olan Ezidiler, başka bir dine geçmeyi istememektedir. Ancak tarih boyu maruz kaldıkları sayısız katliam, bugüne dek uzanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu altında en az 72 kez katliama maruz kalmışlardır. Ezidilerin toplam sayısı yaklaşık 1 milyondur. Çoğu (600.000) Güney Kürdistan’da, özellikle Şengal’de yaşamaktadır. Ezidiler, Kürdistan’ın merkezinde ikamet etmektedirler.”
Nüfus sayımını kaçıran Kürtler veya hiç bir belgesi olmayanlar, daha sonraları (Arapça’da
“saklı” anlamına gelen) maktumin olarak sınıflandırıldılar. Bu kategoride olanlar ecnebilerden çok daha fazla ayrımcılığa maruz kaldılar. Mesela pasaport başvurusu yapamıyor, kamuda çalışamıyor, sağlık veya sosyal hizmet sistemlerinden faydalanamıyorlar, çocukları üniversite okuyamıyordu. Elbette uluslararası yolculuk da yapamıyorlardı. Hatta bir otelde bile kalamıyorlardı. Bazı durumlarda yüksek eğitime erişimleri bile sınırlandırılmıştı. Böylece Kürtlerin birçoğu daha fazla
yoksulluğa ve ayrımcılığa mahkûm edildiler.
İnançlara özgürlük ve saygı için biz Kürtler, Araplar, Süryaniler (Asuriler, Keldaniler ve
Aramiler), Türkmenler ve Çeçenler olarak bu sözleşmeyi ilan edip kabul ediyoruz (...) Demokratik Öz İdareleri tarafından yönetilen bölgeler bütün etnik, toplumsal, kültürel ve ulusal oluşumların kendilerini örgütlenmeleri aracılığıyla ifade etmeleri için yapıcı mutabakata, demokrasiye ve çoğulculuğa açıktır.