Büyük Orta Doğu Projesi’nin (BOP) temel iki hedefi olduğunu yıllardır söylüyoruz: Bölgeyi mezhep ve etnik temelde parçalamak ve İsrail’i daha güvenli hale getirmek. Bu stratejinin ilk adımı, Arap-İsrail savaşlarında İsrail’e karşı savaşan ülkelerin askeri ve siyasi olarak etkisizleştirilmesiydi. Bu hedef, son 30 yılda gerçekleştirilen operasyonlarla büyük ölçüde hayata geçirildi.
Mısır, Müslüman Kardeşler’in etkisinden tamamen arındırıldı, artık İsrail için tehdit değil. Saddam sonrası Irak parçalandı; devasa kara ordusu dağıtıldı, silahlı kuvvetler etkisizleştirildi. Suriye ise “Arap Baharı” bahanesiyle iç savaşa sürüklendi. İsrail’in yanı başındaki bu ülke, artık İsrail hava kuvvetlerinin hava sahasını rahatça kullandığı, fiilen çökmüş bir tampon bölgeye dönüştü. Libya hala kaos içinde.
Bugün gözler İran’a çevrilmiş durumda. Körfez Savaşları sonrası Irak ve Suriye’de oluşan güç boşluğunu İran, Şii yayılmacılığı politikasıyla doldurdu. Yemen’den Lübnan’a kadar uzanan bir nüfuz hattı kurdu. Bu geniş etki alanı, İsrail açısından tahammül edilmez bir tehdit haline geldi. İran sadece Araplar’ı değil, Hizbullah, Hamas, Husiler gibi örgütlerle birlikte bölgeyi şekillendiriyor, İsrail’i de rahatsız ediyordu.
Bu nedenle son yıllarda İran’ın kolları, yani dış operasyon kapasitesi hedef alınmaya başlandı. Hamas büyük ölçüde tasfiye edildi, Hizbullah zayıflatıldı. Esed sonrası İran Suriye’den çıkarıldı. Ancak bunlar İsrail için yeterli değil. Tel Aviv artık doğrudan İran’ın kendisinin hedef alınmasını istiyor.
İsrail’in ve ABD’nin İran’da tam olarak neyi hedeflediğini bilmiyoruz. Ancak İran’ın tamamen yok edilmesini arzu etmezler. Mezhepçi yapısı sayesinde İran, hem Arap ülkelerini korkutmak hem de Müslümanları bölmek için ideal bir enstrüman olarak görülüyor. ABD, İran’la