"Bir keresinde birisi, sanırım annem kendini yok sayarak mutlu oluyor, yazmıştı müzik defterinin sol anahtarıyla başlayan satırlarından birine. Yazdıklarının hiçbiri şarkı gibi gelmemişti kulağına."
"İçlerinden birisi, o sırada meyhanenin penceresinden dışarı bakmıştı: Arabaların ötesindeki puslu çimenlikte, bir sigara parıldamıştı hayatın kendisi gibi. Sonra düşünmüştü, hayat acaba parıldayan bir şey miydi, diye. Değildi, yerine göre sönen bir şeydi hayat, hatta yanan bir şey, onları biliyordu; bir liste yapmıştı vaktiyle bunun için. Bir cuma günü, matematik dersindeyken, kareli defterde zımbaya denk gelen sayfanın sol üst köşesine Hayatın Başına Gelebilecek Şeyler yazmış ve altına hayat başlar, hayat biter, hayat yanar, hayat söner, hayat değişir, hayat aydınlanır, hayat kararır, hayat uzar, hayat kısalır... diye uzun uzun sıralamıştı."
"Nedense, diğer eşyaların aksine, bu oyuncak ayıyı inadına kullanmak istedim. Onu gündelik hayatın gri boyasına daldırıp çıkarmak, değersizleştirmek... Hayatındaki putları başka nasıl yıkabilir ki insan?"
"Karanlık bana tanıdık gelene kadar dönüyordum yorganın altında; o karanlık herhangi bir zamana ait herhangi bir başka karanlık olabilirmiş de ben de o karanlıklardan birinin içindeymişim gibi düşünüyordum öylesi anlarda. Sabah okula gidecekmişim de uyumaya çalışıyormuşum ya da saklambaç oynuyormuşum da komşunun odunluğuna saklanmışım gibi..."