Bu incelemeyi okumamın üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen aklımda kalanlarla yazıyorum.
Bu kitapta Acotar evreniyle tekrar tanışıyormuşuz gibi hissettim ama benim için tekrara düşmek gibi hissettirmedi. Kaldığımız yerden daha sakin ama bir sürü potansiyel hikayeyle devam ettik.
Nesta ilk kitaplarda benim gerçekten çok nefret ettiğim bir karakterdi. Kitabını okumaya bile tahammül edemem diyordum ama önceki kitapta Cassian ve Nesta'nın potansiyeli o kadar hoşuma gitti ki bu kitaba bir şans vermeye karar verdim. Nefret edeni çok ama bu kitap benim seride en sevdiğim kitap.
Nesta için her zaman eğer erkek olsaydı çok sevilirdi diye düşüneceğim. Nesta bence güçlü bir karakter değil. İlk kitaplarda öyle olduğunu sandığımız ama bu kitapta ne kadar güçsüz olduğunu öğrendiğimiz bir karakter. Yavaş yavaş tekrardan kendi gücünü bulan bir karakter. Nesta kendinden nefret ederken de kendini sevmeyi öğrenirken de kendimden o kadar çok parça buldum ki onun duygusal iniş çıkışlarını okumak bazı anlarda benim için zordu.
Sanırım kitapla ilgili en sevdiğim şey Nesta'nın asla o mükemmel ana karaktere dönüşmemesi. Olduğu kişiyi bir anda geride bırakıp yaptıklarından arınmıyor, tüm çirkin taraflarıyla kendiyle yaşamayı öğreniyor ve bence bu, bu tarz kitaplarda çok az gördüğümüz bir şey.
Cassian ve Nesta ilk tanıştığında beraber olsalar cidden güzel olurlar mı ki, demiştim ve bu kitapta ikisinin ilişkisi benim için Rhys ve Feyre'nin ilişkisinden daha gerçekçiydi.
Kitabın en, en güzel kısmıysa Nesta'nın arkadaş edindiği kısımlardı. Gwyneth ve Emerie olmadan Nesta'nın iyileşebileceğini düşünmüyorum ve arkadaşlıklar üzerine yazılmış kitaplar her zaman kalbe daha fazla dokunuyor.
Gelecek kitaplarda bu üçlünün arkadaşlıklarını görmek için çok heyecanlıyım.