Gün mavileşince üzerimde hissettiğim yorgunluk iyice kendini belli etmişti. Şömine yanıyordu, ekseriya yanıyormuş gibi gözüküyordu. Bütün Neptünlülerin yuvalarında vardır bunlardan. Pencereden dışarı baktım. Ah, bu papatyalara içim eriyordu. Ne kadar güzel cansızlar bunlar. Keşke cansız olsaydım ben de. Bu canlılar, dünyalıların "şiir" denen kafiyeli metinleri kadar hoştu. Bir keresinde Dünya'ya gittiğimde bir genç çocuktan öğrenmiştim ne olduğunu şiirin. Okumuştu bana şu satırları: "Bu dönemin epeyce bir gerisindeyim... Benim ruhum hâlâ mektupları seviyor, hâlâ mahcubiyet nedir yüreğinde hissediyor. Hâlâ plakları görünce tuhaf bir hüzne dalıp gidiyor... Ben hâlâ minnet, vefa arıyorum insanlarda, hâlâ merhameti baz alıyorum iyi insan demek için gördüğüm meziyetler arasında..."
"Şiir de ne?" Diye sorunca ona, birazcık şaşırmış sonra "Onu anlayanların yüreği bir başkadır. Bilmemen garip ama garip olduğunu zaten başından hissetmiştim." cevabını verdi. Neptünlü olduğumu dünyalılar anlamasın diye öyle gibi gözükmek gerekiyordu. Yaşlı'nın verdiği -suya benzediğini söylediğim- iksiri içmiştim halbuki. "Nasıl yani nereden anladın ki?" Gülümsedi gözlerimin içine bakarak. "Stellina, en başta ismin seni ele veriyor. Benim adım Fatih." Bunu dedikten sonra kahkaha diyebileceğim bir gülüş attı. Beni de güldürdü. "Uzaylı olduğun aklıma gelince birden korktum ama sen bence iyi olan uzaylılardansın." Demişti bana. İyi bir uzaylı mı? Nasıl yani, asıl uzaylılar onlar değil mi? Sanırım dünyalılar da dünya dışındaki diğer gezegende yaşayanlara, uzaylı veya kendilerinden olmayan diye itham ediyorlardı. Uzaylılar dünyalılardır, buna hemfikir olmalıyız bence. Venüs'e de gittim, birçok kez, sürekli. Annem oradan çilek reçeli yemeyi sever. Bunun için gideriz evet, çilek reçeli... Venüslüler çok