Aslında nereden başlayacağımı bilemiyorum kitabı anlatmaya. Tek bildiğim kalbimi binlerce parçaya böldüğü. Kalın olmasına aldanmayın akıp gidiyor. Akıp gidiyor ama nasıl; bazen nefessiz, bazen göz yaşları içinde, bazen öfke içinde okudum diyebilirim. Daha fazla olamaz dediğim her sayfadan sonra daha fazlası geldi. Kitabı kapatıp boş duvara baktığım anlar çok oldu.
Üniversite öğrencisi dört iyi arkadaş olan Malcome, Jude, Willem ve JB üzerinden dostlukları, yalnızlıkları, aşkları, kısaca hayatlarını ellili yaşlarına kadar anlatsa da daha çok Jude etrafında şekilleniyor kitap. Çocukluğunda yaşadığı olaylar yetişkinliğinde de yakasını bırakmıyor. Kendisinden bile saklıyor geçmişini. Çünkü geçmişi pislik dolu, kötülük dolu. Zaman zaman bunu hakettiğini bile düşünen, iyi olan hiçbir şeyi kendine layık görmeyen aslında yaralı, paramparça biri Jude. Acıları öyle derin ki en sevdiği bile düzeltemedi çünkü Luke Birader hep gölgesiydi zihninde.
Kitabı okuyup okumamak size kalmış. Çünkü içinde şiddet, cinsel taciz, pedofili, eşcinsel karakterler, insan kendine bunu niye yapar diyeceğiniz türden türlü işkenceler, insanların karanlık ve pis zihinleri var. Bazı yerleri okurken nefes almakta zorlandım ben. Belki de bu kadarını üst üste okumak fazla ağır geldi bilemiyorum. Hayatım boyunca konusunu unutmayacağım kitaplar arasında yerini aldı benim için. Karar sizin