Kalbine karanlık değen bir yazarın bile ilk satırları beyaz kağıda dökülürdü. Ben beni yazan kadının parmak uçlarındaki açık yaralardan sızan kan rengi mürekkeptim.
Küçük bir kızken gözyaşlarım gözlerime köklerini bırakmış bir ladin ağacına dönüşmüştü, kalın köklü gövdesinin içinde bambaşka ağaçlar da büyümeye başlamıştı ve bir süre sonra gözyaşlarım öyle çok köklenmişti ki, hiçbir balta o ağaçları değil devirmeme yaralamama bile yardım edememişti.