Elisabeth Scrivener tam manasıyla bir kütüphane çocuğu olarak büyür, en büyük arzusu ise bir gün muhafız olup onu kütüphaneye alan müdiresini gururlandırmaktır.
Fakat ansızın büyük kütüphanelere yapılan sabotajlar ve kara büyü kitaplarının katledilmesi hayat çizgisini birden değiştirir. Elisabeth kendini doğup büyüdüğü yerden bağımsız halde bir büyücü ile kütüphaneleri ve hatta dünyayı kurtarmaya çalışırken bulur.
Ve siz hiç, bir kitaba tüm hatları ve detaylarıyla aşık oldunuz mu? Ben Dikenlerin Büyüsünü o kadar çok sevdim ki... Daha önce açıklamıştım, fantastik bir kitaptan beklentim, her ne kadar uçuk bir kurgu olsa da bunun en mantığa uyar şekilde ilk sayfadan son sayfaya kadar okuyucunun bilinç altına yerleştirilmesidir. Her kitaptan beklemem ama en azından bu düzeni aramadan da edemem. Bu kitapsa istediğim tüm detaylara, aradığım tüm özelliklere uygun eşsiz bir şeydi. Kütüphaneler, büyücüler, iblisler, gerçek üstü kara büyü kitapları... Yer yer sinirlendiğim, hatta çığrımdan çıktığım yerler oldu. Ama bu sinir kesinlikle başrollere karşı değildi. Yani ilk defa bir kitapta iki, hatta üç başrolün de hiçbir kusurunu görmedim. Klişe mi? O da ne? Diyorum ki bu kitap olağanüstü bir muazzamlığa sahip! Elisabeth o kadar güçlü ve olgundu ki her bir olayın altından ustalıkla kalkışı ve verdiği ultra mantıklı kararlarıyla beni kendine aşık etti. Hani okurken sizi sinirden kudurtan başroller olur ya, asla onlar gibi değildi. Okuduğum en en ennnn olgun karakterdi. Daha ne diyeyim?
Okuyun arkadaşlar, bu kitap okunmalı...
Dikenlerin Büyüsü | Margaret Rogerson