Onun için aşk bir dizi fırsat buldukça bir araya geliş değil, bildik bir çocukluğa sürekli bir dönüştü; bu çocukluk aynı anda hem bir yer hem de bir şenlikti, bir doğa manzarasının üzerinde kızıl kahve günbatımı, yemeklerin bildik tadı, heyecan, beklenti ve bütün bunların arasında, daha sonra eve gidince yarasalardan korkmana gerek olmadığını bilmek; eve gidersin, çünkü hava kararmıştır, oynamaktan yorulmuşsundur ve evde ışık yanar, sıcak yemekler ve bir yatak seni bekler. Judit için aşk buydu.
Dedim ya, her şey mekanikleşiyor. Her şey soğuyor. Odalar hep aynı sıcaklıkta, senin vücut ısın eskisi gibi otuz altı virgül altı, nabzın seksen, paran bankada yada yatırımlarda.
Dur, sana ateş vereyim. Sigarayla bu mücadeleye dayanabiliyor musun? Ben epey zor dayanıyordum ama bıraktım. Sigarayı değil, mücadeleyi. Kendi kendine, sigara içmeyip beş on yıl fazla yaşamaya değer mi, yoksa insanı öldüren ama o zamana kadar tuhaf bir heyecan kaynağı olan, yatıştırıcı bir maddeyle hayatı zenginleştiren bu nahoş, küçük tutkuya teslim mi olmalı diye soruyor. Elli yaşından sonra bu ciddi bir soru. Ben cevabımı kalp spazmlarıyla ve ölene kadar bu şekilde devam etme kararıyla verdim. Bu acı zehri elimden bırakmıyorum, çünkü buna değmez.
Böyle yıllarca süren sessiz dramları sevmem; görünmez rakiplerle, kansız, solgun bir gerilim içinde… Dram olacaksa yüksek sesle, kavga dövüş, ölüler, alkışlar ve ıslıklarla olsun. Bu dramda kim olduğumu ve ne sayıldığımı bilmek istiyorum.
Hiç uyum ve huzur gördüğün oldu mu?
..burada bizde, orta kuşak bölgelerinde, bu mucize çiçek büyümez. Bazen kısa süreliğine açar ama sonra hemen tekrar solar. Belki de uygarlık iklimine dayanamaz.