Hayatımızda bir eksiklik olduğunu hissediyordum. Sevgi, diyorsun. Fedakarca sevmek. Tabii söylemesi kolay. Sonradan öğrendim ki yanlış iddialarla talep edilen sevgi, asit, araba kazası ve akciğer kanserinin toplamından daha büyük bir katil. İnsanlar birbirlerini ölümcül bir ışınla öldürür gibi sevgiyle öldürüyorlar. Doymak bilmiyorlar; bütün sevecenlik onlara, bir tek onlara yönelik olmalı. Bu duygunun tamamını istiyorlar; çevresindeki her şeyi tüketene kadar emen, toprağın, fidelerin gücünü, nemini ve kokusunu çalan büyük bitkilerin hırsıyla etraflarındaki yaşam enerjisini çekip almak istiyorlar. Sevgi muazzam bir bencillik.
Bir kez sevmiş olan ve hala sevmeye devam eden insan, kendini sevmeye uygun hale getirmenin ne kadar zor olduğunu, nasıl uzun sürdüğünü bilir. İşte acı içinde bir daha kolay kolay tekrarlanamayacağını düşündüğün şey, bu sevme çabasıdır. Çekilen bu acı insanın içinde bir sevme tembelliği yaratır. Acı çeken kişi birdenbire, bu zor işi boşu boşuna yaptığı korkusuna kapılır.
şehir merkezine doğru yürürken tuhaf bir biçimde kaybolmuş, kendi sefaletleri içinde dik kafalılaşmış insanlar, mahcup şişe toplayıcılar, diz çökmüş alkolikler, ortalarda dolanıp duran genç faşistler, aceleci broşür dağıtıcıları, kederli bakışlı kapıcılar görüyorum. Ben içimdeki bu aşırı duyarlılıktan kurtulabilmek için daha iyi, yükselişte olan ve hatta -neden olmasın- kuş beyinli insanlar görmek istiyorum. Oysa gördüğüm, duyarlılığımı daha da kışkırtan yıkılmış ezikler. Kimi kez (şu anda yine), ansızın üstüme çöküveren aşırı duyarlılıktan orada ölüp kalacağımı hayal ediyorum.