Eğer Müslümanlar arasında, tarafında isek bizler arasından herhangi biri ne ''kendine Müslüman'' durumuna yakıştırılabilir, ne de birimiz herhangi bir diğerimiz hakkında ''onun Müslümanlığı böyle'' ifadesini istimale mezundur.
Hepimize uğradığımız felaketin hatırdan çıkardığımız hususlar sebebiyle vuku bulduğunun şuuru bilhassa gerekiyor. Zaferi bilgisayarın hafızasından ziyade kendi hafızasına güvenenlere nasip etmesi için Allah'a yalvarıyoruz. Hafızamızda Müslümanlar hendekleri kazarken Rasülü Ekrem'in şunu söylediği var: ''İnen her kazma Kisra'nın, Kevser'in sarayının duvarına iniyor.'' Binaenaleyh, bu kelimelerin telaffuz edildiği tarihten itibaren hayatına Müslüman olduğu iddiasıyla mana atfeden herkes düşünsün: Yaşadığımız günlerdeki hakimiyet tarzını idame ettirmek için mi; yoksa o hakimiyet tarzına son vermek için mi yaratılmışız? Bu hususta zihnine bir berraklık temin etme mükellefiyeti altına girmeyen, acınası bir yaratıktır.
Dünyada ne dünyayı güzelleştirmek, ne de dünyayı sevmek için bulunuyoruz. Bunların tehlikeli, belalı şeyler olduğunu fark etmenin acı tecrübesi karşımıza tarih olarak çıkıyor. Yine de dünyada güzelleşme ve dünyada sevilme fırsatı peşinde koşmanın hayrımıza olduğundan haberdarız.