Hayallerimde "güzel ve yararlı şeylere dalarak" ne aşk serüvenleri yaşadım, ah Tanrım! Elbette bunların hepsi de herhangi bir canlı varlıkla ilgisi olmayan, düşsel aşklardı. Öylesine cömertçe doyardım ki gerçek sevgiye ihtiyaç duymazdım. Gerçekte, birini sevmeyi lüks olarak kabul ederdim. Neden böyleydi? Hayallerim gerçekten de bu kadar büyük müydü? Her şeyi tatlı bir uyuşukluk ve sanata bağlıyordum.
Yazmamın sebebi okuyucular değilse, anılarımı kağıda dökmemin bir anlamı var mı, aklımda da tutabilirdim. Kağıt üzerinde daha görkemli duruyor. Kendi kişiliğim hakkında daha ciddi karar verebileceğim ve anlatımımın keskinligi de artacak, belki de içimdekileri kağıda dökmekle rahatlayacağım.
Eskiden insanlar hak için kan dökerler, bu yüzden rahatça birbirlerini öldürürlerdi. Çağımızdaysa, insan öldürmek suç sayıldığı halde yine de cinayetlerin ardı arkası kesilmiyor. Hatta iş eskisinden de beter oldu.
Ah, hiçbir şey yapamayışım keşke tembelliğimden ileri gelseydi! Tanrım, keşke öyle olsaydı, kendime ne kadar çok saygı duyardım! İsterse tembellik olsun; benim için: "Kim bu adam?" diye sorulunca, cevap olarak: "Tembelin biri!" cevabını verirlerdi. Ben de bunu duymaktan son derece keyif duyacaktım. Demek benim de bir niteliğim ve hakkımda söylenebilecek bir söz olacaktı.
Hiç suçum olmadığı halde, birtakım hayallerle kendimi suçlu saydığım olmuştur. Bu da en acısıydı. Böyle olduğunda bile çok duygulanır, pişmanlık duyar, gözyaşlarımı tutamazdım.