• Sevmek; gökyüzünü görmek için kafanızı kaldırmaya, hissetmek için dokunmaya, görmek için gözlere, duymak için kulaklara, nefes almak için oksijene, ısınmak için güneş ışınlarına ihtiyacınızın kalmamasıdır. Nihayeti ölüm olan şu yaşamda, yattığınız yerden çok daha fazla yer kaplamak, savrulan küllerinizden daha ağır olmanız demektir, sevmek. Kim bilir belki de, ölüm; seven insanlar için söz konusu değildir, sevemeyenlere kesilmiş bir cezadır, ya da sevemeyenler için kesilmiş bir cezadır, hayat...

    Reşat Nuri Güntekin'in beni daha ne kadar etkileyeceğini bilmiyorum. Böylesine hisli, mükemmel bir yazarla tanışmak hayatımda bir dönüm noktası oldu. Hissel dünyamı alt üst eden ismin, bir Türk olacağı, kendi yaşadığım topraklarda yer alacağı hiç mi hiç aklıma gelmezdi. Rus Klasikleri'nde aradığım, -ne aradığımı tam olarak bildiğim söylenemez- ve çoğunlukla bulduğum ancak bulamadığım kısımların sıkıntılarını yaşadığım şeyin Güntekin'le yok olacağını hissediyordum onun Acımak'ını okuyunca. Bir Kadın Düşmanı'nda da hislerimde yanılmadığımı gördüm...

    Ecinniler'in Ivan Şatov'u, Kamelyalı Kadın'ın; Marquerite'si, Martin Eden'in; Martin Eden'i, Palyaço'nun; Hans'ı ve Bir Kadın Düşmanı'nın; Homongolos'u... Sevginin, aşkın, fedakarlığın ve en nihayetinde acının sahiplenmek için sabırsızlandığı isimler değil midir? 'Gerçek Hayat' adı verilen ve şu anda da devam eden bu yaşamda, 'gerçekten' bu isimler kadar seven, aşkı dudaklarında olmayıp kalbinde olan var mı?

    İçerisinde bulunan aşk öyküsünün, okuduğum en sağlam aşk öyküsü olduğunu söylemek isterim. Homongolos'un varlığından habersizlerin, aşkı tanımlarken her zaman bir adım uzağında duracaklarının acı bir göstergesi, Bir Kadın Düşmanı...
  • Klasiklerden olması gözünüzü korkutmasın :) Çok sade ve akıcı bir dile sahip. Ben elimden bırakmak istemedim diyebilirim. İnsanlar çok tanıdık isimler Rusça olmasa bildiğin Ali amca Aşye teyze tadında.
    Bir kaleye gönderilen 17 yaşındaki rus subayının saf aşkı,kendisine ve ailesine aşırı bağlı lalası, merhametli kalbinin karşılığında darağacından kurtuluşu ve Pugaçov isyanı (biraz fazla tesadüfler olsa da eğlenceli bir dille anlatılmış.
    Klasikleri okumak isteyenler bu kitapla başlayabilir.
  • Rus edebiyatının en başarılı isimlerinden ve dünyanın en önemli yazarlarından biri olan Dostoyevski, realizmin temsilcilerindendir. En çok okunan dünya klasikleri kitaplarıarasında yer alan Suç ve Ceza da realist bir bakış açısıyla yazılmıştır. Bu alıntıda namuslu olmanın aslında her insanın tabiatında olması gereken bir özellik olduğu vurgulanıyor. Namuslu olmak sizi diğer insanlardan üstün yapmaz, övünme hakkını vermez, zaten herkes yaşadığı sürece namuslu olmak zorundadır.
  • Nazım Hikmet, Sabahattin Ali’yi anlatıyor
    sabahattin aliSertel’lerin çıkardığı «Resimli Ay» dergisinde bir çeşit teknik yazıişleri müdürlüğüyle musahhihlik yapıyordum. «Resimli Ay» o dönemde demokrasiyi savunuyor, emperyalizme karşı savaşıyordu. Faşizme düşmandı. Sovyetler Birliğiyle dostluğun berkleştirilmesini istiyordu.

    Bugün olduğu gibi o günlerde de, Sovyetler Birliğiyle demokrasi düşmanları, faşistler, turancılar, emperyalizm ajanları tek cephe oluşturmuşlardı. Bu birleşik cepheye kar­şı Resimli Ay da yayınlarıyla tek bir cephe kurmuştu.
    Dergide «Putları Yıkıyoruz» başlığı altında bir edebiyat tartışması yapılıyordu. Bu tartışma gerçekte, siyasal demokratik hakları savunuyordu. Aynı zamanda dergide, İstanbul’­ da pat!ak veren ulaştırma işçileri grevini savunan bir şiirle, Sovyet Azerbaycanı hakkında bir röportaj, İstanbul’daki Amerikan kolejleriyle, İncil Evleri ve Hıristiyan Gençleri Birliği (W. M. C.) örgütü aleyhine bir sıra makale yayınlanıyordu. Bunun sonucu olarak da Türk Ocağı, W. M. C. örgü­tü ve İstanbul polisi elbirliğiyle harekete geçiyor, «Resimli Ay» matbaası basılıyordu. Başta Zekeriya Sertel olmak üzere Sal:ıiha Sertel ve ben linç edilmek istenmiştik. Ama Resimli Ay mürettipleri ellerinde kumpaslarıyla matbaa koridorlarında görününce saldırganlar yüz geri etmişti. «Resimli Ay» dergisi hakkında bu kısa bilgiyi verişim boşuna değil. Bu dergi, Sabahattin’in hem edebiyat, hem de
    politika hayatında belirli bir yer tutar.

    Sabahattin’in «Bir Orman Hikayesi» Resimli Ay’da yayımlandı. Bu, onun ilk hikayesiydi. Dostluğumuz böyle baş­ladı. Resimli Ay idarehanesinde başlayan dostluğumuzdan söz ediyorsam, bunun da Sabahattin’in edebiyat ve politika hayatında yeri olduğunu sandığımdandır. Sabahattin’in ilk hikayesinin Resimli Ay dergisinde, o dönemdeki Resimli Ay da yayımlanması, yazarın o zamanki edebiyat, dolayısıyla politika akımları arasında belirli bir safta yer alması demekti. İlk yazısını bize getirişi Sabahattin’in antiemperyalist, demokratik eğilimini gösteriyordu. Gerek dostluğumuz, gerek Resimli Ay’ın o zamanki çevresine girişi, gerekse sonraları Sinop cezaevinde Türkiye Komünist Partisi üyelerinden bazılarıyla tanışması Sabahattin Ali’nin sosyalist dü­şünceleri benimsemesinde etkili oldu. Bu benimseyiş her gün biraz daha güçlendi. Sabahattin, Marks’ı, Engels’i, Lenin’i okuyor, uluslararası işçi ve halk hareketleriyle, Türkiye işçi, köylü ve zanaatkarlarının hayatıyla yakından ilgileniyordu.




    Sabahattin orta boyluydu. Tombulcaydı. Gözlüklerinin arkasında pusuya yatmaz, gözlüklerinin arkasından insanın
    gözüne dostça, hazan dost bir alaycılıkla bakardı. Bakışları arasıra mahzunlaşırdı. Bazan gereğinden çok telaşlandığı olurdu. Bazansa kendisine, sırf kendisine, gereğinden çok güvenirdi. Yumruklarına değil, zekasına. «Ben, elbette, bizim polis hafiyelerinden, komiserlerinden, müdürlerinden, içişleri bakanlarından zekiyim, akıllıyım», derdi.

    Sabahattin, elbette bütün bu saydıkları ve yamaklarından zekiydi, akıllıydı. Ama onlar sinsi, zalim ve kurnazdılar,
    örgütlüydüler. Oysa Sabahattin hiç bir örgüte bağlı değildi. Türkiye Komünist Partisinin çok yakın sempatizanıydı, ama üyesi değildi. Parti üyesi olsaydı, bu, hapislere girmesini, ya da katledilmesini belki yine de önleyemezdi. Ama o kahrolası faşist provakasyonuna o denli kolayca düşmez, bir ormanda öylesine kolayca katledilmezdi.

    Sabahattin’in saçları vaktinden önce ağardı. Öldürüldü­ğü zaman ardında vefalı bir genç kadınla bir kız bıraktı.
    Almancayı çok iyi bilirdi. Almanya’da bulunmuştu. Belki de bu yüzden ilk eserlerinde Alman romantiklerinin etkisi
    görülür. Ömrünün sonuna kadar da büyük Alman romantiklerinin hayranı kaldı. Fransızları, hele Fransız realistlerini çok severdi. Ama üzerinde Fransız edebiyatının bü­yük bir etkisi olmuştur denemez. Klasik Rus edebiyatıyla, hele Gogol, Tolstoy, Turgenyef, Çehov ve Gorki’yle tanış­ması yalnız edebiyat değil, sosyal çalışmaları üstünde de etkili olmuştur. Sovyet yazarlarından Şolohov’u çok sever, onu büyük Rus klasikleri değerinde sayardı.

    Sabahattin Türk folklorunu, halk edebiyatını çok iyi bilirdi. İyi şairdi de. Şiirlerinde halk şiirinin etkisini özellikle belirtirdi.

    Sabahattin Ali Türk edebiyatının ilk devrimci – gerçek­çi hikayecisi ve romancısıdır. Türk edebiyatında Sabahattin’­
    den çok önce natüralist, hatta eleştirel gerçekçi hikayeciler ve romancılar vardır. Bunlar üzerinde özellikle Fransız natü­ralizminin ve gerçekçiliğinin etkileri görünür. Ama eleştirel gerçekçilikle sosyalist gerçekçilik arasında ve sosyalist gerçekçiliğin aşaması olan reformist, halkçı ger­çekçiliğin Türkiye’de ilk hikayeci ve romancısı Sabahattin’dir.

    Türkiye edebiyatında şehir esnaf ve zanaatkarlarının, aydınların, köyün ve köylünün hayatlarını natüralist, hatta
    gerçekçi, hatta eleştirel gerçekçi bir gözle yazanlara Sabahattin’den çok önce rastlıyoruz. Burda şunu kısaca yazmadan edemiyeceğim, Mahmut Makal’ın ünlü «köy anılarından» hemen hemen elli yıl önce «Küçük Paşa» adında bir roman yayımlanmıştır Türkiye’de. Bu romanın birinci bölümünde anlatılan köyle elli yıl sonra Makal’ın anlattığı köy arasında, açlık, sefalet, cehalet, çocuk ve kadın istismarı vs. bakımından hemen hemen hiç bir ayrım yoktur. Her iki kitapta da natüralizm ağır basmakla birlikte eleştirel gerçekçi nitelikler bulmak da mümkündür. Evet, Türkiye orta sınıflarının, köylüsünün, yoksulunun hayatlarını bizde anlatan ilk yazar Sabahattin Ali değildir. Ama bunu büyük bir ustalıkla, devrimci, halkçı, gerçekçi bir görüşle yapan ilk hikayecimiz, romancımız o’dur.

    Geçenlerde bir edebiyat eleştirmeni, İstanbul’da çıkan bir burjuva gazetesinde, Türk edebiyatında, hele son dönem
    romanlarını incelerken, Sabahattin’in adını anmamazlık edemiyor da, Cumhuriyet döneminin en güçlü romancısı Sabahattin Ali’dir, diyor. Bunu demese, Türk edebiyatının son dönemindeki romanı yadsıyacak. Aynı gazete]er, Sabahattin’in katledildiği haberini nerdeyse sevinerek vermişlerdi.

    Aynı gazeteler, Sabahattin’in katilini neredeyse milli kahraman diye göstereceklerdi. Sabahattin Türk düzyasında bir okulun başıdır, başlangıcıdır. Sabahattin en usta Türk yazarlarından biridir. Sabahattin’in Türk düzyazısı üzerindeki, özellikle Türk hikayeciliği üstündeki etkisi büyüktür, olumludur. Türk edebiyatının halkçı demokrat, antiemperyalist, sosyalist kolu, tek sözcükle, Türk edebiyatının ilerici yazarları kendi aralarında Sabahattin Ali gibi bir yazarın bulunmasıyla onun sağlığında da övündüler, ölümünden sonra da övünüyorlar ve övünecekler.

    Sabahattin’in «İçimizdeki Şeytan» romanı hakkında kitabının önsözünde oldukça etraflı bilgi verilmiş. Ben buna bir
    şey katacak değilim. Yalnız, Sabahattin’in yazdığı dönemde ve şimdi, Türkiye’de sansür, sansür koşulları denildiğinde, bunu, kitaplar, dergiler, gazeteler filan yayınlanmadan önce bir sansür kurumuna gönderilir anlamına almamalı. Böyle bir sansür o zaman da yoktu, şimdi de yok. Ama bundan beter bir sansür var: Hapishane. Yani kitabını önceden sansür ettirmek zorunda değilsin. Ama kitabın yayımlanma­sından hemen sonra toplanabilir ve seni içeri atabilirler. Dahası var. Kitabını bir kitapçının, bir tüccarın yayımlaması gerekir çoğu kez. Bunun için de kitabının bu tüccarın ho­şuna gitmesi şarttır. Onu hapse düşmek tehlikesiyle karşılaş­tırmaması da şarttır. Ya da kitapçı, senin kitabından çok para kazanacağını hesaplamalı, hoşuna gitmese de, tehlikeli olsa da kitabını basmağa yanaşmalı. İşte gerek Sabahattin, gerekse arkadaşları böylesi sansür koşullarında çalıştılar, hala da her gün biraz daha keskinleşen böylesi koşullar altında yazı yazıyorlar.

    Sabahattin’in bazı hikayeleri Rusçaya çevrildi. «İçimizdeki Şeytan» Rusçaya çevrilen ilk romanıdır. Gönül isterdi ki, Sabahattin’in bütün hikayeleri, en ustaca romanı olan «Kuyucaklı Yusuf» da Rusçaya çevrilsin. Sabahattin sağ olsaydı, ona sorsaydınız, size şu karşılığı verecekti: «Tolstoy’un ve Lenin’in diline … » Bunu öyle laf olsun diye yazmıyorum. Bir gün bana kendisi aynen böyle dedi: «Halide Edip hanımefendiyi Rusçaya çevirmişler . . (Gözlüklerinin arkasından ilk önce alayla, sonra kederle yüzüme baktı.) Bir gün beni de çevirirler mi dersin? (Gözlüklerinin arkasından yüzüme sevinç­le bakıyordu.) Boru mu bu? Geleceğin en büyük diline çevrilmek, yüzmilyonlarca insanın seni okuması, halkını ve seni sevmesi .. »

    Sabahattin Ali’yi, Puşkin’in ve Lenin’in dili sayesinde yalnız Ruslar değil, Çinliler, Bulgarlar, Ukranyalılar, Moğollar, Macarlar, kısacası yetmiş yedi millet okuyor. Doğrudan doğruya Rusçadan okuyabiliyor, kendi diline çeviriyor. Mayakovski’nin ve Lenin’in dili sayesinde yetmiş yedi millet Sabahattin Ali’nin halkını, Türkiye halkını ve onun dilini seviyor. Çünkü Sabahattin, Türkiye halkının ve Türkçenin en namuslu, en vatansever, en yetenekli evlatlarından biridir.

    Nazım Hikmet

    Not: Sabahattin Ali’nin “İçimizdeki Şeytan” romanının 1955 Rusça baskısı için yazılmış, kitabın sonunda yayınlanmıştır.
  • Eğer köpek sahibiyseniz muhakkak okuyun derim.
    İtalyan yazar Svevo , Goethe, Schiller , Shakespeare , Rus klasikleri ve Freud'dan etkilenerek köpekler ile ilgili bir kitap yazmış.
    Köpekler ile ilgili okuduğum üç veya dördüncü kitap "Köpeklerin sohbeti " Cervantes, "Vahşetin Çağrısı" Jack London ilk aklıma gelenler.
    Italo, farklı bir yazar , her defasında olaylara sizi şaşırtıcak bir açıdan bakmasını beceriyor. Hayatla ilgili verdiği mesajlar çok hoşuma gitti.
    Kitabın konusu hava değişimi için dağlık bölgeye giden bir adamın, önce köpeğine İtalyanca öğretmeye çalışması ve başaramayınca başka bir yolla iletişim kurması ile başlıyor. Kitap köpeğin ağzından yazılmış .
    Köpeklerin, insanlara nazaran on bin kat daha fazla koku alabildiklerini ve 300 milyon koku reseptörüne sahip olduklarını öğrendikten sonra bu kitabı daha farklı bir gözle okudum.
    Tavsiye ederim.
  • Dikkat!!! Spoiler içerebilir...

    *Kısa Bilgi *
    Rus yazar Fyodor Dostoyevski tarafından Rus Habercisi adlı edebiyat dergisinde, on iki ayda yayımlanan romandır. Daha sonra tek cilt olarak yayımlanmıştır. Neredeyse her kitabı Dünya Klasikleri arasına girmiş olan Dostoyevski'nin en çok ilgi gören, beğenilen romanıdır. Dünya Edebiyatı'nın en çok okunan, en büyük romanlarından biri olarak kabul edilmektedir.

    *Konusu*

    Rodion Romanoviç Raskolnikov,sefalet içinde yaşayan, üniversite ile ilişiği kesilmiş bir hukuk öğrencisidir. Borç aldığı tefeci kadını öldürmeyi planlar. Bunu yapmakta zorlansa da bunu yapar. Ancak beklemediği, göz ardı ettiği bir detay vardır. Cinayet anında tefeci kadının kız kardeşi Lizaveta da oradadır. Raskolnikov onu da öldürür. Raskolnikov borcundan kurtulur, ama vicdan azabından asla... Romanın sonunda Raskolnikov, kız arkadaşına olan aşkını ve işlediği cinayeti itiraf eder ve teslim olur.

    *Raskolnikov Sendromu*

    Kitabın başkahramanı Rodion Romanoviç Raskolnikov 'un kitabı okuyan kişilerin üzerinde bıraktığı etkilerden dolayı "Raskolnikov Sendromu" adında bir sendrom bile varmış. Raskolnikov;zeki, cesur, hayalleri için faaliyetlerde bulunan yalnız ve tuhaf bir adamdır. Öyle ki hukuk öğrencisi olmasına rağmen hayalleri için cinayet işlemekten kaçınmaz. İnsanların kendisi hakkındaki görüşlerini takmayan biridir. Neredeyse tüm zamanını hayallerini ve onları gerçekleştirme yolundaki hamlelerini düşünerek geçirir. Düşünmek eylemini bir iş olarak nitelendirir. Ancak fazla düşünmesindendir ki kafasındaki bazı çelişkiler onu yiyip bitirmektedir. Hayallerine ulaşma yolundaki planları da çelişkili düşünceler ile doludur. Her ne kadar hayalleri için cinayet işleyemeyeceğini düşünse de kafası karışıktır.
    "Aman tanrım! diye haykırdı. Gerçekten de, kadına vurup beynini parçalamak için elime baltayı alabilir miyim?Ilık, yapışkan kanların üzerinde yüzebilir miyim? Kilitleri kırmak, paraları çalmak, tir tir titremek... Elimde... Baltayla... Her yanım kanlar içinde bir yerlere gizlenmek... Benim yapabileceğim işler mi bunlar? Tanrım olacak şey mi bu? Yaprak gibi titriyordu. Sonra da derin bir şaşkınlıkla şöyle sürdürdü :Neler söylüyorum ben? Zaten, bunları yapamayacağımı çok iyi biliyorum. O halde ne diye kendimi böyle üzüp duruyorum?... "sözleri Raskolnikov'un kafa karışıklığını en iyi anlatan satırlardır. Ancak bütün bu kötülük dolu düşüncelere rağmen sadece bir kez beraber içki içtiği Memur Marmeladov öldükten sonra zor durumda kalan ailesine, annesinin kendisine yolladığı paranın tamamını verebilecek kadar da yufka yüreklidir. İnançsız bir genç olmasına rağmen meleği, sevdiği, büyük aşkı ve onu hayata bağlayan tek ümidi Sonya için:"Onun inançları neden benim de inançlarım olmasın?" diyerek tanrıya iman eder. Ayrıca Raskolnikov bir çok edebiyatçı tarafından en karizmatik roman karakteri olarak nitelendirilmiştir.

    *Gölgede Kalan Karakter Razumihin*

    Raskolnikov'un tek dostu, can yoldaşı, kardeşine eş olarak seçtiği kankasıdır. Raskolnikov'un gölgesinde kalmış, müthiş bir dost ve roman kahramanıdır. Kitabı okuyan bütün okurlara"Var mı ulan böyle dostluk? "diye sorgulatacak kadar iyi bir dosttur. Her şeye rağmen Raskolnikov'un gölgesinde kalmış ve hak ettiği değere ulaşamamış diye düşünüyorum.

    *Yazıldığı Dönem *

    19.yy.Rus toplumsal yaşamı ve düşünsel ortamı büyük çalkantılarla doludur. Bu dönemin etkisi kitapta sıkça karşımıza çıkmaktadır.

    *Özellikleri*

    Kitapta insan ruhunun derinliklerine başarılı bir şekilde inilmiştir. Zaman-Mekan-Karakter çatışmaları çok iyi tasvir edilmiştir. Çevrenin ve toplumun insan ilişkileri üzerindeki etkilerine değinilmiştir. Dostoyevski'nin üslubu ve yarattığı karakterler çok gerçekçidir. Psikolojik tahliller oldukça başarılıdır.

    *Üzerimde Bıraktığı Etki*

    Kitabı ilk defa kuzenimin evinde görmüştüm. İsmi çok ilgimi çekmişti. Kesinlikle okumam gerektiğine karar verdim.
    Kitabı alıp, okumaya başladığımda her sayfasında kendimi buluyordum. Dostoyevski öyle bir yazar ki olayların içinde hissettiriyor. Raskolnikov'un yalnızlığı bana kendi yalnızlığımı düşündürüyordu. Okuduğum en iyi kitap diyebilirim. Bana kitap okuma alışkanlığı kazandıran kitaptır. Hiç düşünmeden 10 puan verdim. Suçu, sevgiyi, dostluğu, aşkı, kavgayı, çaresizliği, yaşam mücadelesini, vicdanı ve yalnızlığı bu kadar iyi işlemiş bir yazar ve kitabına daha düşük bir puan verilemezdi.

    Zaman ayırıp okuyan herkese çok teşekkür ediyorum :)))