“Bu eşsiz çiçeği, bu hoyrat dağlarda sessiz sedasız solup gitmeye mi terk edeydim? Bana gözlerinin o anlamlı sessizliğinde sunulan bu yüce armağanı hor mu göreydim? Karşımda hapsedilmiş bir ruh duruyordu; o zindanı yerle bir etmemeli miydim?”
“Çünkü insan yaşadığı gerçeğin gerçek olduğunu bilse bile, gerçekle hakikatin farkını fıtraten bilirdi. Bu sebeple görmeden inanmam diye diye yaşar, ama görse bile şüphe ederdi. Öte yandan inanacak olan, zaten görmediği için inanırdı. Çünkü göz görmezdi. Bir parça ışığın yokluğuyla görme yetisini kaybedecek olan neyi görsündü? Kendisi karar vermeliydi.”