• 432 syf.
    ·9/10
    İlk defa her devam kitabıyla daha güzel bir noktaya giden bir seri okudum. İlk kitap benim için ortalama bir düzeydi, ikinci üçü merak ettirecek kadar güzeldi fakat final sonuyla seriyi favorileri katacak kadar güzeldi. Spoiler vermemek için çok açmayacağım ama buruk sonlara bayılan biri olarak serinin finalini beğendim. En büyük korkum klasik finalin kraliçe olma klişesi içermesi, ana karakterin sonunda bambaşka birine dönüşmesi, her şeyi unutturacak kadar kusursuz olmasıydı. Çocuk masalı gibi bir sonla karşılaşmamak beni mutlu etti. Sonda Alina’ya verilen kağıtta yazan mesaj kalbime dokunmadı desem yalan olur. Fantastik severlere öneririm. Bir Rüzgarın Adı, Lotr, HP tarzı efsane beklemeyin ancak piyasadaki fantastik adı altında yazılan modern aşk hikayelerinden çoğundan daha güzel ve fantastik bir seri Grisha. Bunu söyleyebilirim.
  • 240 syf.
    ·1 günde·Beğendi·7/10
    Uzun bir aradan sonra, sanırım 1 aya yakın bir zaman dilimi geçti, ve benim okuduğum son kitap olan Kralkatili Güncesi 1. Gün: Rüzgarın Adı kitabından sonra okuduğum ilk eser oldu. Aynı zamanda Jack London'ı ilk kez okuyorum. 1 aylık suskunluğumu 7. sınıfa giden kardeşimin sınıfı vesilesi ile bozduğumu söylemek istiyorum. Hani, ilkokulda her sınıfta vardır; sen bir kitap alırsın, yanındaki de bir kitap alır ve sürekli takas yolu ile sene sonuna kadar öğrenci tüm kitapları okur. Gerçi bu yöntem benim pek işime yaramamıştı zamanında ama Lise, Üniversite gibi seviyelerde de bu uygulamanın devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Her neyse, eve 4 kitap getirmiş kız kardeşim, dağıtıcı görevini o üstlendiğinden dolayı olsa gerek. O kitaplardan biri de "Beyaz Diş" kitabı idi. Uzun süredir okumayı planladığım bir kitabı karşımda görünce, Beyaz diş gibi saldırgan bir kurt formuna döndüm, ve sayfaları koklaya koklaya, dikkatli bir şekilde okuyarak pençelerimle sayfaları çevirmeye başladım. Bu duyguyu özlemiştim. Her neyse, şimdi incelememe geçmek istiyorum.

    Jack London'ın yazdığı Beyaz Diş, 100 Temel Eser'den biri olmasının yanı sıra, aynı zamanda Modern Dünya Klasiklerinde bulunuyor. Yani, bu kitabı zaten okumanız gerekiyor demektir bu. Ama biz içeriğinden bahsedelim:

    Bu bir fabl değil. Bir kurdun yaşam mücadelesi. Bir kurdun, insanların arasındaki yaşam mücadelesi. Bir kurdun gözüyle doğayı keşfediyor, bir dünyanın nelere şahit olduğunu, küçük bir kurdun gözünden okuyoruz. Annesinden gelen yarı köpek geni ile birlikte de zamanla evcilleşiyor, ancak, siz bu evrede farklı farklı insanları tanıyacak, farklı toprakları görecek, farklı olaylarda kurtla birlikte avdan avda, diğer kandaşlariyla yaptığı kavgadan kavgaya, esaretten özgürlüğe "Beyaz Diş" ile birlikte koşacaksınız.

    Zaman zaman sıkıldığım bir kitap oldu. Bunun en büyük nedeni, yazarımız Jack London'un sürekli tekrarlara başvurması, aynı durumu, sanki hafızamız kıtmış gibi defalarca bize hatırlatması.... Anladık, Jack.... Anladık kardeşim, doğası gereği bunu yapmak istemiyor ama efendisinin baskısı üstün çıkıyor çünkü güçlüye karşı nasıl davranması gerektiğini biliyor.... Puff. Yeter. Tekrarlanan durumlar sadece bu olsa yeterli, fakat ben bu konu hakkında daha fazla konuşmak istemiyorum.

    Jack London'ın yazdığı bu vahşi kurt, tıpa tıp insanlara benzemiyor. Kurtlar üzerinden insan portresi görüyorsunuz, fakat kurt değil insan olan. İnsanın ta kendisi. Kurt gözünden insanları görüyor, kurdun düşüncelerinden insanları tanıyoruz.

    Jack London, insanlar hakkında ekstra bir şey söylemiyor size. Sadece içindekileri döktüğü bir kitap olmuş gibi. Bu deneyimi tattığım için memnunum, bu deneyimi herkes tatmalı. Sonuçta, kurt olmak kolay değil bu dünyada.
  • "Benim adım Kvothe.Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım.Trebon kasabasını yakıp kül ettim.Felurian'la bir gece geçirdim ve hem canıma hem de aklıma mukayyet olabildim.Çoğu insanın kabul edildiğinden daha küçük bir yaşta üniversite'den atıldım.Başkalarının gündüz gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan ay ışığı altında geçtim.Tanrılarla konuştum,kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan şarkılar yazdım.

    Belki beni duymuşsunuzdur."
  • Zihnimizin sahip olduğu en büyük beceri belki de acı ile başa çıkmaktır. Klasik yaklaşım bize herkesin ihtiyacı doğrultusunda geçtiği dört kapı olduğunu öğretir.
    Birinci kapı uykudur. Uyku bize dünyadan ve onu dolduran tüm acıdan kaçabileceğimiz bir sığınak sağlar. Bir insan ağır yaralandığı zaman genellikle kendinden geçer. Aynı şekilde travmatik haberler alan birinin bayıldığı olur. Zihin ilk kapıdan işte böyle geçerek kendini acıdan korur.
    İkinci kapı unutmaktır. Bazı yaralar kısa zamanda kapanamayacak, hâtta belki de asla iyileşemeyecek kadar derindir. Ayrıca bazı anılar o kadar azap vericidir ki onlara alışmak mümkün değildir. "Zaman tüm yaraları iyileştirir." sözü yanlıştır. Zaman çoğu yarayı iyileştirir geri kalanlar bu kapının ardında saklıdır.
    Üçüncü kapı deliliktir bazen insanın aklı öyle bir darbe alır ki kendini delilikte saklar. Bu ilk bakışta faydalı gözükmese bile öyledir. Gerçekliğin acıdan başka bir şey getirmediği zamanlar vardır ve bu acılardan sakınmak için zihnin gerçekliği geride bırakması gerekebilir.
    Dördüncü kapı ölümdür. Son sığınak. Öldükten sonra bizi hiçbir şey incitemez. Ya da en azından bize öyle söylenir.
  • 736 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Güzel bir serinin başlangıcı.2.kitaptan çok daha iyidir benim gözümde.Üniversite bölümleri cidden keyif verici.Ben çok övüldüğü için biraz tereddütlü başlamıştım.Ama anlatım sizi hemen yakalıyor.Baş karakterin anılarını kendi ağzından dinliyoruz.Günce çağrışım yapmıyor başlarken,en azından bana yapmadı.Fantastik kitaplarda pek rastlanmayan bir anlatım türü olsa da oldukça yakışmış fantastik bir dünyaya.Daha önce konu ve dünya olarak çok daha iyi inşaa edilmiş fantastik romanlar okudum.Sert ve efsanevi bir fantastik hikaye bekleyen biraz hayal kırıklığına uğrayabilir.Konu olarak öyle aman aman bir konusu yok bence.Ama yazarın müthiş anlatımı bunu kesinlikle telafi etti benim için.
  • Ebeveynlerim birbirlerine sarılarak dans ettiler; annemin başı babamın göğsüne yaslıydı ve ikisinin de gözleri kapalıydı. Öyle birini, yani size sarıldığı zaman hiç düşünmeksizin gözlerinizi dünyaya kapayabileceğiniz bir kişiyi bulabilirseniz kendinizi şanslı sayın. Sadece bir günlüğüne hatta bir dakikalığına bile olsa.
  • Çocukken geleceğe pek kafa yormayız. Bu masumiyetimiz sayesinde çoğu yetişkinin aksine hayatın tadını çıkarabiliriz. Gelecek kaygısı duymaya başladığımız gün, çocukluğumuzu geride bıraktığımız gündür.