Anber kokulu rüzgârlar, cevher saçan bulutlar âleme taze hayat verir. Yapraklar inci gibi şebnemlere bezenir. Gülün yüzü ay gibi tazelenir. Sünbül güzel kokusuyla geceleri doldurur. Lâlenin çehresi tüllenir, dünyanın yüzüne parlaklık gelir. Her an bu diyarda nice nice eserler baş gösterir...
Akıllı olanlara gül ve lâle Allah'ın marifet defteridir. Zekâ sahiplerine her katre ve şebnem Allah'ın kudretinin aynasıdır. Her şeyde Hak müşahede edilir ve her yerde Hakk'ın mutlak cemali seyredilir. "Ben ne gördüysem Allah'ı da birlikte gördüm." bu tahkiki insanı kendinden geçiren saf, duru vecdini yaşayanlar, bu tevfik hanesinin mestaneleri olanlar yâr hevasından gayrı nağmeler çıkarmazlar. Dostun hikayesinden gayrı söz söylemezler. Mecazlar hakikat nüktesi, talimleri tarikattır. Bunlar o simsalardır ki ellerini toprağa sürseler altın, taşa yapışsalar cevher ederler. Bu sebepten nazarlarında altın ve gümüş; taş ve kerpiç birdir. Ve bunlar öyle mihenklerdir ki oturdukları yerlerden yerleri gökleri, bâtınları ve zâhirleri temaşa ederler. Bu yüzden, yanlarında seyr ile sefer ve uzlet ile hazer birdir. Nimete şükretmeyi hakiki cömertlikte bulurlar. Kâfir ibadeti mecazî kıbleye yapar. Bakarsın onunla gönlünde hidayeet kandili yanar. Ve basiret gözü gaflet uykusundan uyanır. Onunla devlet kuşu; sebat ve kararlılık ankâsı dünya pisliklerine meyletmez. Mübarek tavuslarla arşı cevelângâh (dolaşma yeri) edinir.
Dinleyenler inlememi ney gibi yerli yerinde anlarsa
Ki dokuz katlı feleği yakar bir demde bu ateşli hava
Ciğer o kıpkırmızı dudağın gamından
Kadeh gibi baştan başa kana bulandı
Sureti ser rakibin sözlerinden
Gözüm yaşı döküp mercana döndü
Yuvarlar güneşi ve mehtabı göremez oldu insanlar ve canlar
İnce ve anlaşılması güç şeyleri bilen ve cihanı doyuran zamanlar nereye gitti
Hery yer bir baştan bir başa helâk olmuş, çocuklar ve yeşillikler gamla dolu,
Devranın bostanı bir içim su vermez oldu , âleme