Çünkü herkesin aşkı, idraki ve kapasitesi nispetincedir.
Aşk da türlü türlüdür.
Sevgi var, yemek yemek gibi. İhtiyaçtır. Önce doyar, sonra gene acıkırsın.
Sevgi var, sigara tiryakiliği gibi. Ara sıra söndürürsün ama biraz sonra gene yakarsın.
Sevgi var, nefes almak gibi. Bir an nefessiz kalsan debelenmeye başlarsın. İşte insana lazım olan, sevdiğini nefes alır gibi sevmektir.
Aşıklık iddiasında bulunan her kişi, bu şablona bakarak kendi aşkının nev'ini ve derecesini öğrenebilir.
Denilir ki "Şeriatte seninki senin, benimki benimdir; tarikatte seninki senin, benimki de senindir; marifette ne senindir ne de benimdir; hakikatte ne sen varsın ne de ben."
Sanatçının erdemli olmak gibi bir vazifesi vardır. Aslında bunu benimsemiş bir sanatçı için dışarıdan bakanlara göre birtakım şeylerden mahrum oluşu da onun için büyük bir servettir, büyük bir keyiftir.
Ama küller altındaki kor tanelerinden bir ateşi uyandırmak isteyen sizler, korlarınızı hemen meydana çıkarıp herkesle paylaşmayın, yoksa çok geçmeden onlar da soğuyup söner. Korları küllerin hicabından çıkarıp, meydana döküp oyun oynayanları büyük bir azap bekler. Biz de Mü'min'in karısı gibi başkalarını incitmeyelim. Aşk, kâinattaki en şiddetli duygudur. -ama o kelimeyi sakın yozca kullanmayalım. İnsan, Heather'in dediği gibi uyuşturuculara, alkole ve yiyeceklere âşık olamaz.
Sizlere Güldeste'den söz etmek istiyorum. Güldeste benim çok sevdiğim bir terim. İlk defa 1984 yılında verdiğim ve büyük ilgi gören konserlerimde kullanıldı. Güldeste Konserleri çok sevdiğim, özcerilerle gerçekleştirilen, sanat hayatımda kariyer kazandıran konserler dizisiydi. Adının Güldeste olmasının sebebi bu konserlerde klasik ve popüler musiki ile tasavvuf müziğinden birer demet sunulmasıydı. Tek konserde dimleyiciler bunların hepsini dinleyebiliyor, her desteden bir demet gül koklayabiliyordu. Herkes kendi kapasitesine göre bir şeyler buluyordu o konserlerde.