Adı:
Su Üstüne Yazı Yazmak
Baskı tarihi:
Şubat 2014
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759161538
Kitabın türü:
Çeviri:
Sevin Okyay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sufi Kitap
Baskılar:
Su Üstüne Yazı Yazmak
Su Üstüne Yazı Yazmak
"İnsanların taş üzerine yazdıkları yüzyıllık yazılar, Allah için su üstüne yazılmış yazı gibidir."

Amerika'da doğan, orada İslam'la tanışan ve halen orada yaşayan, çeşitli Amerikan ve Avrupa üniversitelerinde psikolojik danışmanlık dalında akademisyenlik yapan Muhyiddin Şekûr Su Üstüne Yazı Yazmak'ta tasavvufa giriş öyküsünü anlatıyor. Şekûr, bu serüveni tasavvufla karşılamasından başlatıp şeyhinin rehberliğinde eriştiği dervişliğe ve ötesine kadar götürüyor. Şeyhinden aldığı "ders"lerle hayatın her anına dalga dalga yayılan ve hepsi birer hikmete işaret eden, kendisine sunulan lütufları ve bu yolda geçirdiği dönüşümü dile getiriyor. Bölümler arasında ilerledikçe, okur da günlük hayatın içinde insana yapılan ilahi çağrıya tanık oluyor.

Lavabonun tıkanması, biriken günahlara karşı bir uyarıdır aslında. Sadece perşembeleri kendisini aramasını söyleyen şeyhine ulaşamadığında yaşadığı hayal kırıklıkları, yazarı Allah'a giden yolda pişiren ateştir. Yolda rastladığı yaralı kuş, şehirde kopması beklenen fırtına ve arabasının bozuluşu hep semadan gelen işaretlerdir görmeyi bilene.

Eski bir plakçaların iğnesini ararken aslında kaybettiği inancını aramaktadır. Ve tüm bu olaylarda okur, yazarın samimiyetine, bazen acemiliklerine, tereddütlerine, ama en çok da teslimiyetine şahit olur ve onunla birlikte ruhun ve kalbin bu olağanüstü serüvenine dâhil olur.

Su Üstüne Yazı Yazmak, okura karanlıklar içinden bir ışık sunuyor, soluk aldırıyor, umut aşılıyor...

Arayış içinde olanlar ve aradığını tasavvufta bulmayı umanlar için kaçırılmayacak bir roman.
336 syf.
Evet öncelikle bu kitabı okumama vesile olan Necip G./Duvar/ abime teşekkür ediyorum. Başlattığı bu #28167510 etkinlik ile uzun zamandır aklımda olan ama bir türlü cesaret edemediğim bu kitabı okumaya başladım.
Aslında ben pek uzun inceleme yapamam beceremiyorum yani ama okuduktan sonra inceleme bekleyen hemşerim Tubarsln/Duvar/ için ve etkinlik için dilim döndüğünce bişiler yazdım...

Öncelikle kitabın konusu gereği Tasavvuf nedir onu inceleyelim...

Tasavvuf tamamen  kalp ile alakalı bir ilimdir helal ve haramdan ziyade çok daha ince mübahlardan düşüncelerden kaçınılan bir ilim. Tabiri caizse "Kılı kırk yarmaktır" yani islam dinini edeple yaşamaktır ölmeden önce kendini ölü bilmektir. Hani insan anlata bildiği kadarını bilir derler ya anlamak için yaşamak lazım. (Anladığım kadarıyla:))

Kitabın konusuna gelince Muhyiddin ŞEKUR bu kitapta kendisinin nasıl müslüman olduğunu ve bu gün ki dervişliğe nasıl geldiğini anlatıyor.
Yazar Amerika da doğmuş orda yetişmiş bir piskolojik danışmandır, Arkadaşlarının baskısı üzerine bir toplantıya gözlemci olarak gider orda duvarda gördüğü bir yazı dikkatini çeker ve ne olduğunu yanındaki mecid bacıya sorar aldığı cevap Muhyiddin için dönüm noktası oldu...
Satır satır hidayete nasıl erdiğini aşkla anlatmış .
Bazı yerlerde göz yaşımı tutamadım doğrusu.

Ve tevafuk dediğimiz "Allah istediği için oldu" kelimesi yazar için öyle durumlarda ceryan etti ki şayet anlattıklarına ben inandım ve şunuda anladım ki Allah dilediği kulunu hidayete erdirmek için bir olay zincirlemesi olşturur öyle ki bütün insanlar canlı cansız tüm varlıklar o olay olsun o kişi onu yaşasın die hep bir elden bunun için çabalar.

Yine kitapta kişinin bu yola girdikten sonra kendisine yolu gösterecek ve bu yolda nasıl ilerleyeceğini anlatacak birinin olması gerektiğini ifade eder ve yazar bir süre arayıştan sonra o kişiyi yani mürşidini bulur. Buda aklıma Yunus Emrenin şu sözünü getirdi;

"Gel ey kardeş, Hakkı bulayım dersen,
Bir kamil mürşide varmasan olmaz,
Resul’ün cemalini göreyim dersen,
Bir kamil mûrşide varmasan olmaz."

Ha bir de teslimiyet vardı inandığın şeye teslim olmak ki tam teslimiyet ile gideceğin yolda kendinden emin bir duruş sergileyebilesin.

Kitabın benim için en can alıcı yeri ise şuydu;
" Dizlerimin üzerine çöktüm ve alnımı Kâinatın Rabbi karşısında yere koydum. Gözümden yaşlar boşanır ve bedenim bilinmeyen derinliklerden gelen bir haşyetle titrerken, kendimi neredeyse kaybetmiştim. Ağzımdan o zamanlar bana hayli yabancı gelen, fakat artık evim gibi sıcak hissettiğim bir kelime döküldü: Sübhane Rabbiyel âlâ."

Rabbim cümlemize hidayet etsin ve Muhyiddin ŞEKUR'ün ilk secdesinde hissettiklerini hissetmeyi nasip etsin...
336 syf.
Evvelâ yaptığım alıntıların neredeyse kitabın tamamına tekabül ettiğini biliyorum ve affınıza sığınıyorum. :)
1000 kitap, bütün kitapları değilse bile hiç değilse altını çizdiğimiz satırları yanımızda taşıyabilme ayrıcalığını bize veren, şahane bir oluşumdur bence...

Bazı Eserleri bitirmek istemezsiniz, sizinle düşünsün, sizinle hissetsin, sizinle nefes alsın istersiniz... Son cümleleri okurken aşinası olduğum vedaların birinde, bir dostu uğurlamanın hüznüyle ağladım... Sanki günlerdir sırtıma bir hırka geçirmiştim ve bana bambaşka bir hissiyatla bakmanın şevkini veriyordu...

Tevekkül sizi şeytanın vesveselerinden korur diyen mutasavvıfın içimde boyası akmış, tuğlası düşmüş bir yeri sehavetle onardığını duydum...

Kalbimizde görünenin ötesinde ki o sırlı hâkikâtleri, ziyâları ve hikmetleri durmadan aramak isteği ve istidadı yaratılmıştır, bu uğurda ilerledikçe edinilen nurlu hasletlere ve Mevlânın tarifsiz yakınlığına en büyük vesile taat ve zikirdir. İbâdet, Ruhun kendi cevherini bulması, zamansız ve mekânsız bir boyutta Rabb'ine kavuşmasıdır.

Bazı eserlerin, ruhun en hayati ihtiyacı olduğunu, tam zamanında havluyu terli sırtınıza sokuşturan bir annenin şefkatiyle sizi sarıp sarmaladığını hisseder, şükredersiniz...

Ayet-i Kerime'ler her anın ilhamı, her kabulün duası gibi eserde... Ne çok isterdim, bir hüzme gibi her soluğumda ayetlerin tefsirine mazhar olabilmeyi...

Meselleri okuyabilmek, zahir olanın derininde ki hakikate temas edebilmek... Basiretin de mertebeleri ve mesabeleri var şüphesiz...

İnsanoğlu nefsinin hevâ ve isteklerini bir ömür süresince doyurup, yokolmak için varedilmemiştir. Maksatsız ve ruhunu hâkikâtin nuruyla ve bekâsıylâ şereflendirmeden öylesine yaşayıp,ona verilen mühleti doldurması için vücuda getirilmemiştir. Kemâlât ehli, takva sahibi, iman neferi, hâkikât müdâvimi, gaye işçisi olabilmenin tek anahtarı bir emsâlin, bir örneğin izinden yürümekle kâbildir.

Eser, Muhyiddin Şekür 'ün ruhunu gösteren bir aynaya bakar gibi, Sufilikle tanıştığı, şeyhiyle buluştuğu, onunla senelerce geçirdiği benzersiz zamanları, en ince ayrıntısına varıncaya kadar kaleme aldığı ilmi bir başyapıt...

Nefeslerimizin zerrelerine, hayati uzuvlarımızın olağanüstü seyrine, aklımızın emsâlsiz maharetlerinden, sonsuzun içimizde ki numunesi olan ruhlarımıza varıncaya dek, varedilmiş herşey Rahman'ın emânetidir bize, O'nun eseridir, Onun mülküdür. Peki o istemedikçe bir nefes alabilir miyiz? O dilemedikçe bir yudum su içebilir miyiz? O murat etmedikçe düşüncemizi, hissiyatımızı harekete geçirebilir miyiz?

Herşey zıddıyla kâimdir, kesindir, belirgindir... Bizde ki bu acziyet, Rahman'ın sonsuz, kudretini, keremini, büyüklüğünü ve azametini vurgulamak içindir. Acziyetimiz asıl delilimizdir...

Tasavvuf, ölmeden evvel ölünüz kaidesince, dünyevi olanı Allah için infak etmenin çetin ve ruhani lezzetlerle dolu yürüyüşüdür.
İnsanoğlunun kulluk yolunda önüne açılan iki yol vardır ;
Bu iki yoldan birisi Şükür ve İman yolu, diğeri küfür ve fısk yoludur.Bu iki yolun bir numunesi olarak günah işlemeyi ve hayırlı âmel ve hasenat işlemeyi tahâyyül ve tefekkür edecek olursak.Günâhın kabuğu tatlı, içi zehirdir çünkü insanın ruhuna kasteder ve günahta ısrar edilirse ruhun bütün ışığa bakan, nefes alan pencerelerini süngüleyerek, onu kendi karanlığına mahkûm eder, eleme, ızdıraba sürükler, kâbusu bir rüyâ olmaktan çıkarır, hayatın ta kendisine çevirir.

Zariyat Suresi,56.Ayet-i Kerime'de Rahman;

"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." buyuruyor.

Kulluk Rabbimizin verdiği, uhrevi ve dünyevi nimetlere ve sınavlara şükretmektir, ibâdete sabır ve huşu ile kıymet verip severek edâ etmektir, O'nun emirlerini yerine getirip, yaklaşmayın dediklerine tenezzül ve teşebbüs etmemektir. Ve kulluk O'nun verdiklerinden memnun ve razı olmaktır, Allah'ın rızası, kulun ona olan sevgisi ve memnuniyetinde gizlidir.Mevlâ'nın memnuniyeti, bizim ona şükrümüzdür. Şükür menbağı, vasıtası, rabıtası ise evvelâ namaz olmak üzere,bütün ibâdetlerimizdir.

Mürid ve Mürşid olabilmek... Muhyiddin Şekür, yaşadığı olayların içinden kendi hakikatinin sırlarına, Şeyhi vesilesiyle, uzun acılar neticesinde vasıl oluyor ve cümle cümle inkişafını yüreklere ikram ediyor. Sayısız tevafuğun ne denli hayati olduğunun farkına varıyorsunuz. Ve ne kadar kör olduğunuzun.

Yılgınım Ey!
Tarumarıma himmetiyle ruh veren!
Yılgınım, hevesime düçar oldu semazen, elimden düştü nakış
Yılgınım Ey! Bizarım...
İçim nagehan, içim alaimi hicran..

Rabbim 'in rahmeti üzerinize olsun.
Feyizli okumalar.
336 syf.
·
“İnsanların taş üzerine yazdıkları yüzyıllık yazılar, Allah için su üstüne yazılmış yazı gibidir.”

Amerika’da doğan, orada İslam’la tanışan ve halen orada yaşayan, çeşitli Amerikan ve Avrupa üniversitelerinde psikolojik danışmanlık dalında akademisyenlik yapan Muhyiddin Şekûr Su Üstüne Yazı Yazmak’ta tasavvufa giriş öyküsünü anlatıyor. Şekûr, bu serüveni tasavvufla karşılamasından başlatıp şeyhinin rehberliğinde eriştiği dervişliğe ve ötesine kadar götürüyor. Şeyhinden aldığı “ders”lerle hayatın her anına dalga dalga yayılan ve hepsi birer hikmete işaret eden lütufları ve bu yolda geçirdiği dönüşümü dile getiriyor. Bölümler arasında ilerledikçe, okur da günlük hayatın içinde insana yapılan ilahi çağrıya tanık oluyor.

Lavabonun tıkanması, biriken günahlara karşı bir uyarıdır aslında. Sadece perşembeleri kendisini aramasını söyleyen şeyhine ulaşamadığında yaşadığı hayal kırıklıkları, yazarı Allah’a giden yolda pişiren ateştir. Yolda rastladığı yaralı kuş, şehirde kopması beklenen fırtına ve arabasının bozuluşu hep semadan gelen işaretlerdir görmeyi bilene.

Eski bir plakçaların iğnesini ararken aslında kaybettiği inancını aramaktadır. Ve tüm bu olaylarda okur, yazarın samimiyetine, bazen acemiliklerine, tereddütlerine, ama en çok da teslimiyetine şahit olur ve onunla birlikte ruhun ve kalbin bu olağanüstü serüvenine dâhil olur.

Su Üstüne Yazı Yazmak, okura karanlıklar içinden bir ışık sunuyor, soluk aldırıyor, umut aşılıyor…

Arayış içinde olanlar ve aradığını tasavvufta bulmayı umanlar için kaçırılmayacak bir roman.
336 syf.
·10/10
Aşkullah, Şevkullah, Muhabbetullah, Muhabbet-i Resûlullah kalplere nakşola…

Muhyiddin Şekûr. Amerikalı Psikoloji Profesörü. İslâmla tanışması tam 25 yılını almış. İslâmsız geçen 25 yıl ve sonra müridân ve dervişân bir ömür… Tanık olduğu nice imtihanlar, dersler, zorluklar. Okuyorsunuz amma kitaba kulak verirseniz, sırlı harflere, hâl diliyle çok şey anlatıyor Şekûr. Hâl sarîdir, kalpten kalbe nüfuz eder. Kalbên idrâk... Açın bir bakın, nasıl edeb, nasıl güler yüz, nasıl sâfi gözler, sâfî kalp… Hâl ehli olduğunu daha iyi anlayacağınıza inanıyorum.

Su Üstüne Yazı Yazmak Şekûr’un tasavvufla tanışması ile başlıyor. Arkadaşlarının daveti üzerine bir câmiye gidiyor… Şöyle diyor Şekûr;
“Yer yer çatlamış bir tavan, eski eşyalar, muşambadan yer döşemesi, evde yapılmış kara tahtalar ve hocanın arkasında bir yazı tablosuyla süslenmiş duvar. Duvardaki yazı son derece güzel, inceden inceye yazılmıştı. Duvar ve tabiî benim dikkatimi de boydan boya kaplıyordu. Bir huzur yankılanıyordu yazıdan ve bana anlayamadığım bir aşinalık veriyordu, fakat yine de anlamını çözmeyi başaramamıştım. Konuşma süresince dikkatim hep onun üzerinde oldu. Şaşkınlık içinde, yanımda oturan yaşlı kadına sordum:
“Madam, nedir bu Allah aşkına?” “

Arayışı işte böyle başlıyor. Okudukça kapılıyorsunuz kitaba. Sanki o anlatıyor da siz de o derslere tabiî tutuluyorsunuz. Nihâyetinde İmam’ı rehber ediniyor ve kendine temeller atmaya başlıyor. Fakat içinde hep bir boşluk hissediyor. Eğer bu yola girdiyseniz bir Mürşid’e ihtiyacınız vardır. İmam bunu ona anlatıyor ve Yaradan’ın inayeti ile Şeyh'ini buluyor. Şeyh’ini bulma süreci bu kadar basit değil elbette. Yaşadığı inanılmaz lütûflar var ve sizinde derûnunuza temas ediyor.

“ "Beni sana manevî üstadım şeyh Nûn Kıbrısî'nin Şeyhi, Şeyh-i Ekber Abdullah Dağıstanî gönderdi. Şeyh-i Ekber halen ahirette olduğu için, kendisi hakkında daha çok bilgi edinmek istersen Şeyh Nûn ile temas kurmanı tavsiye ederim. Şeyh-i Ekber bana aradığın Şeyhi ve ayrıca diğer aradıklarını da bulacağını söyledi."
Ağlıyordum. O konuştukça ben ağlıyordum. “

Yarabbi ne büyük lütûf demiştim kendi kendime… Ahirete intikal eden tasavvuf erbabları halen müridleriyle iletişim kurabilmektedirler. Belki de tasavvufun en çok eleştirilen yönü budur lâkin inanıp inanmamak size kalmıştır.
“Allah'ın lûtfuyla Şeyhime kavuşmuş olarak, onun buraya bir rehber olarak gelişinin büyük bir rahmet olduğunu anladım. Gerçek Allah erleri kaknüs kuşu kadar ender bulunur ve dünya sahte öğretmenlerle doludur."

Daha sonra Şekûr’un dersleri 1. Bölüm başlığıyla başlıyor. Her ders birbiriyle bağlantılı ve dersin sonunda cevabı aldığınızı sanıyorsunuz lâkin, bazen bir diğer derste çok farklı cevaplar buluyorsunuz kendinize. Yada bir şeyler gerçekten havada kalıyor ve düşünüyorsunuz sınırları zorluyorsunuz. Ben hala bir çok cevaba vâkıf olamadığımı düşünüyorum. Tasavvuf bir derya ve çok düşünmeniz, çok tefekkür etmeniz ve çoğu zaman da teslim olmanız gerekiyor.
Hayatta her şey bir işaretmiş. Yaradan bir şekilde bizi çağırıyor, uyarıyor, amma görmeyi bilene…

Borular dersinden kısa bir özet geçmek istiyorum.
“Tarif edilmez bir hüzün ve gam beni kıskacına almıştı.”
“Gözyaşlarım tâ içimde birikiyordu. Gözlerime perdeler iniyor gibiydi. Bakışlarımı uzak göklerden alıp, önümdeki lavaboya çevirdim. Tıkanmıştı.”
Üstelik Şekûr çok kısa bir zaman önce açtırmıştı lavabosunu. Bu kadar kısa sürede tıkanışına hayret ediyordu. Ev sahibinden yine yardım istiyor fakat bir şeyler engel oluyor lavabo açılmıyor ve bulaşıklar onun için işkenceye dönüşüyordu. Hayatı da aynı zorluklar içerisine girmişti.
“Tıkanışlar yaşıyordum ve tutunacak tek ipim sabırdı.” diyor…
Ve son olarak…
“Suların akışı onun rahmetini temsil eder. Tıkanış ise fitne, yani bu dünya hayatının tuzakları ve imtihanları demektir. Akış da, tıkanış da, rahmet de, fitne de hep Allah’tandır. “
Ya tıkanışlar nasıl aşılır?
Cevabı kitapta…

Herkese keyifli okumalar diliyorum…
336 syf.
·12 günde
Hediye olarak kitaplığımda yerini alan, büyük merak ve ilgi ile okumaya heves ettiğim bir kitap.
Bir tasavvuf eseri oluşundan beklentim biraz fazlaydı açıkçası, yine de okumakta fayda görüyorum. Belki de tasavvuf denilince akla ilk olarak Mevlana, Şems, Yunus, Hallac gibi tasavvuf ehli mübarekler geldiği için bu kitap bende biraz sönük kaldı.
Akıcı ve yalın bir dili olmasına rağmen, yer yer okumakta ve anlamakta zorluk çektiğim, uykumun gelmesine sebep olan kısımlar mevcut.
Genel mana da bir sufinin, bir müslümanın yaşam tarzını, olaylara bakış açısını ele alırken, insanın kendi hayatındaki olaylara da bakış açısını o şekilde düşünmesine vesile oluyor. Lavaboların tıkanması , aracının arızalanması vb. gibi olaylarda bir hikmetin olabildiğini gösteriyor.
Yani tam bir tevekkül ile Allah'a sığınıp, olaylara sabırlı ve razı bir şekilde yaklaşmamızı her defasında hatırlatan değerli bir eser..
336 syf.
·10/10
Bu zamanda bir mürid ile Mürşidi kamil arasındaki ilişkiyi anlatan nadide bir eser. Mürşidi kamile nasıl teslim olunur gayet iyi anlatılmış. Tasavvuf ehli olan kişilerin göz atması gereken kitaplardan..
336 syf.
·29 günde·Beğendi·9/10
Samimi,akıcı ve okurken benim de hayatımda buna benzer olaylar oluyor mudur acaba diye düşünmekten kendimi alamadığım ve sonrasında yaşamımda ki her olaydan farklı manalar çıkarabilme tarafımı geliştirmeme vesile olmuş bir kitap.Şimdi musluklar bozulup,lavabom tıkandığında anlıyorum ki hayatımın başka boyutlarında da yolunda gitmeyen bir şeyler olabilir.Kim bilir belki de herşey bir işarettir görebilene.
336 syf.
·10/10
Hayat yolculuğunda cevapsız sorularınıza cevap bulacağınız güzel ve samimi bir kitap kendini bulmak isteyenlere şiddetle tavsiye edilir meğer hayatımızda olan her bir olay bize bir ogretmenmis.
336 syf.
·Beğendi·10/10
@hlsktp
Çeşitli karışık düşüncelere girdiğim ve o dönemlerimi rahat geçirmemi sağlayan kitaplardan biri... Su Üstüne Yazı Yazmak...

Genç yaşlarda İslam ile tanışan yazar bir süre sonra tasavvufa girer. Ancak "sonradan Müslüman oldu" ifadesi çok hoşuna gitmez. Afro Amerikandır ve atalarının zaten Müslüman olduğunu belirtir.

Sunuşta Ayşe Saşa'nın da belirttiği gibi "çoşkun bir şükran" ve "engin bir hayret" ile yazılmıştır kitap. Arabasının bozulmasından, şeyhinin verdiği ödevlere kadar en ufak olaylara dahi büyük anlamlar yüklemesi hayata bakış açımda önemli değişikliklere yol açmıştır. Tabiri caizse olaylara olumlu yönden olmak kaydıyla büyük bir büyüteçle bakmamızı sağlar.

İslam'la tanışması sırasında ona da söylenildiği gibi "bulmak istiyorsak aramalıyız." Kim bilir belki birgün bulanlardan oluruz...
336 syf.
·Beğendi·8/10
"Kişi kalbini dünya nimetlerine bağlamaktan vazgeçmekle kalmamalı, eşyaya verdiği kıymeti düşürmeli, yani kırılacak cam parçalarına elmas fiyatı vermekten vazgeçmeli..Bunun da ötesinde kalbin ancak aşk ve ibadetle diri kalacak bir hayatı vardır.."
.
.
.
."Şu 3 şeyi elden bırakma" diye tembihlemişti: "Eğitici dil, dikkatli kulak ve imanlı kalp.."
.
.
."Unutma, eğer bu dünyayı istersen sadece bu dünyayı alırsın, ama eğer Allah'ı istersen, hem dünyayı hem ahireti alırsın .."
.
.
."Beklenti, aşırı tatminden evlâdır.."
.
.
.
.Bazı kitaplar vardır öyle 1-2 günde okuyup bitiremezsin..Çünkü okuduğun satırları sindirmek istersin..Durup kendini bi yoklarsın..Öyle bir vurulursun ki aynı satırı belki iki üç kez okur "Ben bu dünyanın neresindeyim" dersin.? Hani bazen dank eder ya kafamıza yaşadıklarımız işte öyle birşey..İyiki yolum kesilmiş bu kitapla..
336 syf.
·Beğendi·8/10
Minyeli Abdullah isimli kitabı okurken orada muhyittin Şekur'un gölgeler koridoru isimli kitabının ismi geçiyordu,merak ettim aldım okudum,peşinden su üstüne yazı yazmak isimli kitabını okudum,her iki kitabında da sufi geleneğini anlatıyor ve Amerikalı bir derviş olan,Amerika ve Avrupa'da üniversitelerde psikolojik danışmanlık dersi veren ,Türkiye'yi de ziyaret etmiş olan Muhyittin Şekur'un mütevazi yaşantısını ve hayat felsefesini okuduktan sonra ona hayran kalmamak mümkün değil,
336 syf.
Bu kitap tam manasiyla nefsin mertebelerini tek tek ele alarak modern zamanla birlesmiyle yazilmis bir eser. Bolumlerde olusuyor . Her bolumde muridin farkli mertebelerinde nefsini terbiye ediyor. Kimi zaman su borulariyla , araba ile yani her daim her animizda Allahla beraber olmak nefsimize pay cikarmamayi anlatiyor. Herkesin okumasi gereken ruhuyla basbasa kaldiran bir kitap
Bir Sufî Üstad’ın güzel ifadesiyle, ne ‘bir şeye ihtiyacım var’ deyin, ne de ‘hiçbir şeye ihtiyacım yok,’ deyin; sadece ‘Allah’ deyin, işte o zaman harikulâdelikler göreceksiniz.
Ey sessizlik, ne kıymeti bilinmez cevhersin sen, aptalların aptallıklarını örter hikmet ehline de ilham olursun. / Fars Atasözü

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Su Üstüne Yazı Yazmak
Baskı tarihi:
Şubat 2014
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759161538
Kitabın türü:
Çeviri:
Sevin Okyay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sufi Kitap
Baskılar:
Su Üstüne Yazı Yazmak
Su Üstüne Yazı Yazmak
"İnsanların taş üzerine yazdıkları yüzyıllık yazılar, Allah için su üstüne yazılmış yazı gibidir."

Amerika'da doğan, orada İslam'la tanışan ve halen orada yaşayan, çeşitli Amerikan ve Avrupa üniversitelerinde psikolojik danışmanlık dalında akademisyenlik yapan Muhyiddin Şekûr Su Üstüne Yazı Yazmak'ta tasavvufa giriş öyküsünü anlatıyor. Şekûr, bu serüveni tasavvufla karşılamasından başlatıp şeyhinin rehberliğinde eriştiği dervişliğe ve ötesine kadar götürüyor. Şeyhinden aldığı "ders"lerle hayatın her anına dalga dalga yayılan ve hepsi birer hikmete işaret eden, kendisine sunulan lütufları ve bu yolda geçirdiği dönüşümü dile getiriyor. Bölümler arasında ilerledikçe, okur da günlük hayatın içinde insana yapılan ilahi çağrıya tanık oluyor.

Lavabonun tıkanması, biriken günahlara karşı bir uyarıdır aslında. Sadece perşembeleri kendisini aramasını söyleyen şeyhine ulaşamadığında yaşadığı hayal kırıklıkları, yazarı Allah'a giden yolda pişiren ateştir. Yolda rastladığı yaralı kuş, şehirde kopması beklenen fırtına ve arabasının bozuluşu hep semadan gelen işaretlerdir görmeyi bilene.

Eski bir plakçaların iğnesini ararken aslında kaybettiği inancını aramaktadır. Ve tüm bu olaylarda okur, yazarın samimiyetine, bazen acemiliklerine, tereddütlerine, ama en çok da teslimiyetine şahit olur ve onunla birlikte ruhun ve kalbin bu olağanüstü serüvenine dâhil olur.

Su Üstüne Yazı Yazmak, okura karanlıklar içinden bir ışık sunuyor, soluk aldırıyor, umut aşılıyor...

Arayış içinde olanlar ve aradığını tasavvufta bulmayı umanlar için kaçırılmayacak bir roman.

Kitabı okuyanlar 715 okur

  • Hüseyin Arslan
  • svkhtc
  • Ftmcn
  • Emine Oğuzyiğit
  • Emine Can
  • k.yolcu
  • Zeynep gundogdu
  • Esra Taylan
  • Sare guney
  • Kübra

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%25.3
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%24.1
45-54 Yaş
%6.9
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%77
Erkek
%23

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.4 (70)
9
%25.9 (56)
8
%19 (41)
7
%9.3 (20)
6
%4.6 (10)
5
%1.9 (4)
4
%0.9 (2)
3
%0.5 (1)
2
%0
1
%0.9 (2)

Kitabın sıralamaları