'O halde bana bakacak mısınız?'
'Evet.'
'Her gün benim yanımda kalacak mısınız?'
'Evet.'
'Geceleri bile mi?'
'Sizi sıkmadığım sürece her zaman.'
'Buna ne ad verirsiniz?'
'Fedakarlık.'
'Bu fedakarlığın kaynağı nedir?'
'Size duyduğum karşı konulmaz çekim.'
'Yani bana aşık mısınız? Doğrudan söyleyin, bu çok daha kolay.'
'Mümkün; ama bunu günün birinde size söyleyeceksem de o gün bugün değil.'
'Hiçbir zaman söyleyemezseniz daha iyi edersiniz.'
'Neden?'
'Çünkü bu itirafın ancak iki sonucu olabilir.'
'Nedir?'
'Ya kabul etmem ve siz bana kin duyarsınız ya da kabul ederim, o zaman da siz kederli bir metrese, sinirli, hasta, üzgün ya da kederden daha özürlü bir sevinçle neşelenen bir kadına, kan tüküren ve yılda yüz bin frank harcayan bir kadına sahip olursunuz. Dük gibi zengin ve ihtiyar bir adam için iyi olabilir bu ama sizin gibi genç bir adam için oldukça sıkıcı olur. Kanıt isterseniz, tüm genç aşıklarım beni çok çabuk terk ettiler'
Eğer biri bana, 'Bu akşam bu kadın sizin olacak ama yarın öleceksiniz,' dese kabul ederdim. Ama 'On altın verin, karşılığında onun aşığı olacaksınız,' dese reddeder ve gece görür gibi olduğu şatonun uyandığında yok olduğunu gören bir çocuk gibi ağlardım.
'Düşünsenize, ölmüyormuşum, siz geri dönüyormuşsunuz, ilkbaharı görüyormuşum, siz beni hâlâ seviyormuşsunuz ve geçen yılki yaşamımıza yeniden başlıyormuşuz!'
'Peki bir şey isteyebilir miyim?'
'Neymiş?'
'Bu anahtarı bana versen?'
'Bu istediğin şeyi bugüne kadar kimse için yapmadım.'
'İyi işte, benim için yap bunu, seni diğerlerinin sevdiği gibi sevmiyorum ben.'
'Peki, sende kalsın; ama bu anahtarın bir işe yaramasının sadece bana bağlı olduğunu bil.'
'Neden?'
'Kapının içinde süngüler var.'
'Çok kötüsün!'
'Onları söktüreceğim.'
'O halde beni azıcık da olsa seviyorsun değil mi?'
'Nasıl oluyor bilmiyorum ama sanırım evet.'