Sanki elimi belli bir yere doğru hareket ettirdiğimde o yer ortadan kayboluyordu. Sonra her şey -her yer, bedenim, dünyadaki varlığımla ilgili hissim- gerçekdışı gelmeye başladı, sanki düşünecek bir ben yoktu, yalnızca bir anlatım vardı.
Bazen başkalarının gözyaşlarının -dolayısıyla, sıklıkla, ıstıraplarının- hikayelerini dinlerken bu rahiplerin düştüğü hataya düşmekten, insanların en çok duyulmasını istedikleri şeyleri duyamamaktan ve onları tekrar ağlamaktan öte bir şey yapamamaktan korkuyorum.
Belki de dil bizi yarı yolda bıraktığı, kelimeler acımızı layığıyla aktaramadığı zaman ağlıyoruzdur diyorlar. Ağlamam yeteri kadar kelimesiz olmadığında başımı yumrukluyorum.