Bireysel özerkliği teşvik eden dünya, insanın insandan yabancılaşmasını tırmandırmaktadır. "Sadece kendin ol!" düsturu, benliğin aydınlanmasının bir kültürel mecburiyeti olarak sunulmaktadır.
Çünkü anlamın boy verdiği yerde mutluluk da usul usul, parmaklarının ucuna basarak gelecektir. Mutluluk, onu hiç aramadığınız bir anda omuzlarınıza konan bir kelebektir.
Zygmunt Bauman'ın Yaşam Sanatı adlı kitabında söylediği gibi: "Dünyanın yönetilme biçimiyle ilgili kaygının yerini, kendi kendini yönetme kaygısı aldı. Bizi üzen ve kaygılandıran şey, bütün sakinleriyle beraber dünyanın hali değil; dünyadaki zorbalıkların, saçmalık ve adaletsizliklerin, kaygılı bireyin iç huzurunu ve psikolojik dengesini bozan ruhsal sıkıntılar ve duygusal sarsılmalar şeklinde yeniden dolaşıma girmesinin ürünü olan şeylerdir."
Modernliğin tabiata tahakküm için duyduğu tutku, geleceği sömürgeleştirmek suretiyle zamanla olan ilişkisine taşınır. Dünya insan denetiminden bağımsız olmamalıdır. Bunun için de geleceğin tahmin edilemez tehlikeli unsurlardan arındırılması gerekir. Geleceği planlamaya ayarlı bir kültürde, farklı ve önceden bilinemez olan, zaten bilinenin içinde eritiliverir. Artık değişim yoktur, aynıdan aynıya geçiş vardır. Böylece bir kategori olarak gelecek yok edilir ve onun yerine uza(n)mış şimdi konulur. Oysa zamanı ehlileştirmeye, ölümü bozguna uğratmaya yeminli bir kültür, sadece ölümün gölgesinde yaşayabilir.