Hayatta hiçbir şey bizim arzumuza tâbi değildir. Gerçi bu bir felâket, lâkin hilkat bize bu felâketi hafifletecek bir vasıta da vermiş: Etrafı çeşm-i ibretle temaşa kabiliyeti...
Hayata, realiteye, menfaatlerine döndüğün zaman içinde ne şeytan kalacak ne peygamber... Vücudunun ve ruhunun ne kadar basit bir makine olduğunü öğren, istediklerini tayin et ve bunlara doğru azimle ilerlemeye başla, göreceksin!
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?