En tehlikeli haldir, en doğrusunu bilmek. En doğruyu bilen, doğru ile kirlenmiştir. Kişinin doğrusunun ışığında gerçekleşen bu davranışlar başkalarına karşı siddet içerir. Oysa hiçbir bilgi, kimsenin doğrusuyla işlemez. Her bilgi çok yönlüdür.
İnsanın yapabileceği en iyi şey, herkesin doğrusunu yaşayabileceği alanı sunabilmektir.
"İsmin olmasaydı, doğduğun aile olmasaydı, okuduğun okullar olmasaydı... Kısacası, dünlerin olmasaydı, tüm bunlar hafızandan çekip çıkarılsaydı, sen kim olurdun?
Memnun etmen gereken bir ailen olmadığında, dün
hayalini kurduğun yarın dünden bugüne ulaşmadığında, belirlenmiş tüm hedefler ve senden beklenen her
şey hatta kendinden beklediklerin bile şu anda ortadan kalktığında sen kim olurdun?
Ulaşman gereken yarını bırak, bir sonraki saniye olmasaydı, tam şu anda, sen kim olurdun?"
"Cehalet, şeyleri olduğu haliyle değil, üzerine gölgemizi düşürerek algılayışımızdır. Çünkü, algının kaynağı kişinin kendisidir. Kişi algıladığı her şeyi kendi gibi algılar, yani kişi kendinden bilir."
Zamanımız sınırlı olduğu için, bütün kişilerarası ilişkilerimizin temelinde bir gün zaten ayrılacağımız varsayımı bulunur.
O halde yapabileceğimiz tek bir şey var. Bütün karşılaşmalarımızda, tanışmalarımızda ve kişilerarası ilişkilerimizde sonsuz çabamızı mümkün olan en iyi ayrılğa adamak.
Ayrılık günü geldiğinde, iç rahatlığıyla "Bu kişiyle tanışmak ve bu kişiyle birlikte vakit geçirmek hata değildi" diyebilmek için sürekli çaba göstermek.