• 208 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Amerikalı yazar Ray Bradbury'nin en popüler eseri Fahrenheit 451 oldukça beğendiğim kitaplardan oldu. Yazarın tanınmasını sağlayan kitap oldukça ilginç bir hikayeye sahip. Distopik kitapları sevdiğim için eksik kalmamalıydı ve edinince merakla okumaya başladım. Kitabın ismi kağıdın yanma derecesini ifade ederken bize ipuçları veriyor. Yazar bizzat itfaiyeye telefon edip sormuş, ben üşenirdim açıkçası, itfaiyeci bu soruya şaşırmış da olabilir. Dil olarak sade ve anlaşılır bir yapısı var eserin. Bazı bölümler sizi duraklatıyor gibi olsa da aktığı zaman önünü alamıyorsunuz. Diyaloglar oldukça iyi ve okuması zevkli. Kitabın içinde kitap ve edebiyat muhabbetleri var, kitap sever için daha ne olsun. Detaycı bir anlatım yok fakat ortamı zihninizde canlandırmak zor değil. Hayali bir dünya olunca onu güzel betimlemek önemli. Hikayede kitap yakarak geçimini sağlayan Guy Montag adında bir itfaiyecinin kitaplara olan tutkusunu okuyoruz. Öyle bir dünya ki; devlet artık gereksiz ve ayrıştırıcı bulduğu için kitapları tespit edip yakılmasını sağlıyor. İtfaiyecinin görevi yangın söndürmek değil kitap yakmak. Sadece bu bile kitabı ilginç kılmaya yetiyor. Guy Montag bir gün komşu kızı Clarisse ile tanışır ve onun değişik davranışları ilgisini çeker. Bir süre sonra gizli saklı kitap toplamaya ve okumaya başlamıştır. Özellikle iş arkadaşı olan yüzbaşı Beatty onu dikkatle takip ederken, Montag bir şekilde ona sezdirmemeye çalışır. Kitap sayesinde bir anda hayata bakış açısı değişen arkadaşımız yalnız kalmıştır, ama kendi gibi kitap delisi kimseleri aramaya devam eder. Hem mesleği olan kitap yakmak hem de kitapları korumak gibi zor bir ikilem içine düşmüştür. Gerekirse kitaplarını korumak adına devlete baş kaldırmayı dahi göze alır. Bize kitabın değerini anlatmaya çalışıyor eser. Yakmak en kolayı ancak korumak ve okumak en anlamlı olanı. Okurken bazen kitaplarım yansa ne olur, kitaplar ülkede yasaklansa nasıl olur diye düşünmek mümkün. Fazla etkilenmemek lazım alt tarafı bilim kurgu, yoksa kitaplıkta nöbet tutacak kadar paranoyak olur kişi. Teknolojinin sağladığı kolaylıklar önemli elbette, ancak kitaplar üzerinde aşırı egemen olması tehlikeli bir durum teşkil etmez mi sorusuna cevap bulunmuş gibi. Bu arada evler yanmaya dayanıklı tabi. Bence bizler yanmayan kitaplık arasak iyi olabilir. Kitap ayrıca dramatik ve maceraperest bir yön içeriyor. Sonu bana ilginç geldi ve beğendim diyebilirim. Ne kadar ileri teknoloji olursa olsun her zaman bir açık bulunuyor. Bilim kurgu ve distopya hastaları vakit kaybetmeden okusunlar bence. Bizim 110 yangın ihbardaki göbekli itfaiyeciler gibi değil bunlar, zaten ters bir görev yapmaları ilginç. E-kitap diye bir olay var biliyorsunuz, bu yaygınlaşır da kağıt masrafı olmasın diye yayınevlerini kapatmazlar umarım gelecekte. Zaten vergiler ve döviz kuru yüzünden kitaplar pahalı, öyle olursa tarihi esere döner mahvoluruz kredi çekeriz kitap almak için. Teknoloji güzeldir yine de ama kitaba dokunmasın yeter ki.
  • 40 syf.
    Herkese Merhaba.
    Sanırım burda çocuk kitaplarını okurken keyif alan tek ben değilim ve bunu bildiğim için de okuduğum çocuk kitaplarını paylaşmak hoşuma gidiyor :)
    Yaprağın Renkleri kitabındaki resimler kolaj tekniği ile oluşturulmuş ve oldukça şirin. Hikaye aslında doğanın döngüsünü (bir kelebeğin ömrü, sonbaharda yaprakların renk değiştirmesi vs.) son derece sade bir dil ile Çınar Yaprağının gözünden anlatmış. Kesinlikle herkese tavsiye ederim :)
  • 248 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    İlk Gölgesizler kitabı ile tanıştım Hasan Ali Toptaş ile...
    Ve nasıl anlatayım kitabı okurken sanki boyut değiştirdim, bambaşka kapılardan geçtim, etkisi hala üzerimde. Aynı heyecanla seçtim ikinci kitap olarak Kuşlar Yasına Gider kitabını ve üzülerek söylemeliyim çok zor bitirdim.
    Yazarın kullandığı sade dil, akıcı Türkçe için diyecek tek bir sözüm yok. Hele yazmak için seçtiği konu, her yüreğe dokunacak, herkesin kendisinden iz bulacağı bir konu. Baba desem yeter.. Hiç birşey söylemeden Baba demek bile dokunur yüreklere...
    Ama bunların haricinde itiraf edeyim ki sürekli yapılan tekrarlar okumamı epey zorlaştırdı. Romanlarda tekrarlayan olaylardan, uzun uzun betimlemeleri okumaktan keyif alan bir okuyucu olmama rağmen bu kitaptaki tekrarlar okumamı zorlaştırdı ve kitapla bir bağ kurmamı imkansız hale getirdi.
    Kitap çok sevilen bir kitap ve neden bu kadar çok sevildiğini o kadar iyi anlıyor ve kıymet veriyorum ki, lakin benim okumamda ters giden bir şeyler oldu.
    Tüm bu yazdıklarım kitap ile tanışmamış olan dostlar için olumsuz bir etki yapmasın, tamamen benim bağ kuramadiğim ya da Gölgesizler kitabından sonra okuduğum için beklentimin çok yüksek olmasından kaynaklanan bir durum.
    Belki biraz aradan sonra tekrar yolculuk yapmak ve neyi kaçırdığımı görmek isterim. Sevgi ve saygılarımla...
  • Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir
    Onu en çolpa herifler de emin ol becerir.
    Sade sen gösteriver 'işte budur kubbe' diye
    iki ırgatla iner şimdi Süleymaniye.

    Ama gel kaldıralım dendi mi heyhat o zaman
    Bir Süleyman daha lazım yeniden bir de Sinan.
    Bunların var mı sizin listede hiç benzeri; yok.

    Ya ne var? Bir kuru dil siz buyurun karnım tok.
    Ötmeyin nafile baykuş gibi karşımda susun.
    Mürtecisin be imam? Mürteciyim hamdolsun.
    Mehmet Akif Ersoy
  • 176 syf.
    ·13 günde·7/10
    "Kendi milli yurdunda yaşamak insana acıyı bal eder."
    Kemal H. Karpat

    Balkanlarda 500 yıl boyunca Osmanlı toprağı olan Dobruca'nın sakini olarak yaşamış köklü bir ailenin iki ferdini anlatıyor bu kitap. Tarihçi Kemal Karpat ve kardeşi, mühendis Cemal Karpat.

    Dobruca gayrimüslimlerin eline geçtikten sonra da o topraklarda azınlık olarak yaşamaya devam eden ve zaman ilerledikçe artarak karşılarına çıkan zorluklara göğüs geren bu aile, hikayelerini Türkiye'ye dönüşle nihayetlendiriyorlar ve acıyı bal eyliyorlar.

    Cemal Karpat'ın kendisinden bir sempozyum dolayısıyla abisi hakkında hatıralarını yazmasının istenmesi sonucu, hayli titiz ve ısrarlı bir çalışmayla, kapsamlı bir yekün oluşturacak anıları yazması, daha sonraları bu yazılar ile oluşturulacak bir hatırat fikrini ve bu kitabı ortaya çıkarmış.

    Cemal Karpat'ın anılarının sunulmasından önce bir takdim yazısına ve yaşanan yıllardaki Türkiye, Balkanlar ve dünyanın durumunu ele alan bir yazıya yer verilmiş. Cemal Karpat'ın hatıratından sonra ise Kemal Karpat'ın da kardeşi hakkında yazdıklarıyla tamamlanan hikaye, azınlık olarak yaşamanın ve göçmenliğin zorluklarını, Romanya'daki komünist rejimin yarattığı değişimi gözler önüne sererken aile olmanın güzelliklerini de acısıyla tatlısıyla paylaşmanın önemini hissettiren çok doğal, içten ve örnek olan bazı özellikleri de ister istemez yansıtmış.

    Cemal Karpat daha sade, içten ve iyi niyetli bir dil ile üslup kullanırken, Kemal Karpat daha girift, otoriter ve tedbirli bir dil ile üslup kullanarak anlatmış dünyalarını. Özellikle çocukluk hatıralarındaki Cemal'in sevimliliği çok cana yakın bir imaj ortaya koyuyor. İki kardeş de çalışkanlık, girişkenlik, azim ve kararlılıklarıyla örnek olacak ve dersler çıkarılacak bir hayat hikayesini az çok anlatmışlar.

    Kitap kısaca tarih, aile ve çocukluk eksenleri etrafında dönüyor. Balkanlarda yaşadıkları tecrübeler ise her birine dahil. Tarihe hikaye üzerinden bakmak için güzel bir kitap.
  • 180 syf.
    ·14 günde·Puan vermedi
    İnceleme yazmanın zor olduğu kitaplardan biri daha.

    Empati de yapamıyorsunuz, çünkü hiç o kadar aç kalmadınız!

    Knut Hamsun, Norveç doğumlu bir yazar, (Norveç bugün Avrupa standartlarının üstünde bir ülke ve Avrupa'nın en pahalı ülkelerinden biri. Dünyanın en zengin ve mutlu ülkeleri listesinde sadece mali zenginliğin değil sağlık, eğitim, teknoloji erişimi, güvenlik, istihdam gibi faktörlerinde değerlendirildiği listede ilk 28 ülkenin ilk sırasında yer almakta)

    Ülkede yoksulluk ve işsizliğin hakim olduğu dönemlerde yaşayan Hamsun'a Nobel ödülü kazandıran bir kitap "Açlık"

    Yazarın konu aldığı açlığı, okuyucuya bu kadar net anlatabilmesi, iliklerine dek hissettirebilmesi için şüphesiz onu yaşamış olması gerekir diye düşünüp hayatını araştırdığımda, kitapta hayatından kesitler olduğunu gördüm.

    Kahramanın açlıkla ve kendisiyle verdiği mücadelede ne denli güçlü oluşunu takdir ve hayranlıkla okudum.

    Ve aslında o yokluğun, yoksulluğun içinde açlığa katlanabilmekten ziyade kahramanın kişiliği, tavrı, tarzı kitaba en büyük değeri katmış bence...

    Okunması ve anlaşılması açısından son derece sade bir dil kullanılmış..(Çevirmenin Behçet Necatigil olması da artı bir değer daha katmış)

    Keyifle okuduğumu söyleyemem ama iyi ki okumuşum dediğim kitaplar arasında yerini aldı..
    Kesinlikle tavsiye ederim..
    İyi okumalar!
  • 212 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Mustafa Kutlu’nun okuduğum ilk eseri, şunu söylemek isterim ki beni o hikayenin içinde aldı ve götürdü. Yaz tatillerinde köye gittiğim o günleri hatırladım. Bana bu duyguları tekrardan anımsattığın için yazara çok teşekkür ederim. Hikaye köyde yaşayan bir ailenin başından geçen güzel bir mücadeleyi konu almış. Aynı zamanda yaşanılan yılın sosyo-kültürel olaylarına değiniyor. Dil oldukça sade ve akıcı, okumaya başladığınızda bir çırpıda bitebilecek bir eser. Okumanızı tavsiye ederim.