Mutluluk hiç bulunmayan ama hep aranması gereken bir cevher, bir Zümrüdüanka kuşu olup çıkmıştı. Oysa herkesin her an yakalayabilecegine yakın,dümdüz,güzel bir şeydi mutluluk.
Neden en güzel şeyleri bile çirkinleştiren öğeler vardı dünyada, ya da kişinin kendi içinde?
....
Zamandan tüm ayrı,tüm köpük bir şey olamıyordu,olamazdı...
Öyleyse,belki de sevmek zamana aykırıydı. Kim bilir?
Sonra öğrenmişti: Kişi varlıklı olmakla zevkli,kitaba ve manzaraya meraklı olamıyordu ki. Tüm ayrı şeylerdi bunlar; ölçüler bambaşkaydı. Belli nedenlerden dolayı para sahibi olmak isteyen kişi bile para sahibi olduktan sonra o istediklerini unutuyordu- ya da istediklerinin eski anlamı kalmayıveriyordu.
Çünkü o yabancı ozanın(N.Hikmet) dedikleri Hugo'nun yiğitlemelerinden, Baudelaire'in sevda sözcüklerinden daha yakındı özüne. Sınıflı bir toplumun sınıf bilincine ermiş bir kızıydı Josette. Kendisini doğrudan doğruya ilgilendiren şeylerle kendisini ilgilendirenleri görmemesi için ortaya atılanları ayırt etmesini öğrenmişti.