Günümüz kapitalist toplumu vicdan yoksunluğunu bir değer olarak öne çıkarıyor, antisosyal acımasızlığı bir hayatta kalma stratejisi olarak öneriyor. Acımasızlık, dürtüsellik ve empati yoksunluğu bizi ötekini hissetmekten alıkoyuyor ve "güçlü olan ayakta kalır" düşüncesi insanları kurban olmakla zalim olmak arasında bir seçime zorluyor.
Hızla birlikte tabiata bakışımız değişiyor. Atlı arabadan trene geçmekle, insanın manzarayı izleme biçimi köklü bir değişiklik geçirmişti. Zaman ve mekan hızla birlikte farklı algılanıyor, gerçeklik bambaşka bir şekilde tecrübe ediliyordu. Geçtiği yerlerin ses ve kokularını içine çekerek değil, bir pencerenin izin verdiği kadarını çok kısa bir zaman parçasında görerek seyahat ediyordu tren yolcusu.
Hız, bir bakıma insanın kendi ölümünün, ölümlülüğünün farkına varmasını engelliyor. Hızla gelen duygusal uyarı bolluğu insanın dikkatini çeliyor ve onu kendi kırılganlığını fark etmekten alıkoyuyor.