"Yetişkinler itaati büyümekle karıştırırlar; halbuki itaat, çocuğun en büyük ahlaksızlığıdır." der Winnicott. Böyle bir çocuk, kendisi düşünmeyi ve kendi cümlelerini kurmayı öğrenmek isterse, büyüdüğünde ekstradan çaba sarf etmesi gerekecek. Bizim düşüncelerimizin sesinden çocuğun kendisi bile kendi sesini duyamazken, biz onu nasıl duyalım?
Çocuktan bizi kafamızdaki anne-baba sevgisi kalıplarına göre sevmesini, bize öfkelenmemesini, karşı çıkmamasını beklemek de kötü muameledir. Bu şekilde bizden "ayrı" bir varlık olarak kabul edemediğimiz çocuk, sevildiğini hissedemeyecek ve ömrü boyunca bu sevgiyi başkalarında arayacaktır.
Ebeveyn olarak amacımız, çocuğumuzun kendisinin gerektiğinde bizden de koruyabilecek kadar özerk, duygularıyla otonom, kendi içinde güçlü, kendi kendisine yeten bir varlığı olması olmalı. Bu, çocuğa bizim verdiğimiz bir özgürlük değildir; insan olmanın özü, her insanın doğuştan getirdiği temel, doğal hakkıdır.
Gerçek anlamda sahip olduğumuz tek şey, kendimizdir. Hayatta hiç kimse yoktur ki onunla kurduğumuz ilişki kendimizle kurduğumuz ilişkiden değerli olabilsin. Kendi yalnızlığını sağlıklı şekilde kuramayan kimsenin, bjr başkasıyla sağlıklı bir ilişki kurmayacağı da aynı sebepten. Yalnızlığımız değerlidir; bir başkasını da hayatımıza, yalnızlığımızdan değerli olduğu ölçüde ve hak ettiği sınırlar dahilinde alabiliriz. Kendimizi değerli görmediğimiz sürece bir başkasıyla ilişkimizde sağlıklı koşullar altında ilerleyemeyiz.