Duygularım, bombalanmış bir şehir gibi darmadağın;
Betonların arasında çürüyen bir tarihim var artık.
Bu kıyametin ortasında, boynu bükük bir çocuk gibi
Kül olmuş, kırık oyuncağımı arıyorum kör karanlıkta.
Sahi, neden arıyorum onu bu mutlak çürümede?
Ruhum bütünüyle yağmalanmışken,
O ölü ve dilsiz gölgeden başka kim işitir feryadımı?
Üstüme demir ve kan yağacak her an, biliyorum;
Gökyüzü bir cellat gibi tepemde bekliyor.
Ağlıyorken, hayata tutunacak hiçbir kaynak yok artık;
Sütü çekilmiş, kurumuş bir hafıza dünya.
Dönmek imkansız o karanlık, sessiz dünyaya,
O hiç var olmamışım gibi duran anne karnına...
Çünkü çok iyi biliyorum;
Bir daha asla tam olamayacağım,
Ve o beşik çoktan ateşe verildi.