• لَتَتَّبِعُنَّ سَنَنَ مَنْ قَبْلَكُمْ شِبْرًا بِشِبْرٍ، وَذِرَاعًا بِذِرَاعٍ، حَتَّى لَوْ سَلَكُوا جُحْرَ ضَبٍّ لَسَلَكْتُمُوهُ» ، قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ: اليَهُودَ، وَالنَّصَارَى قَالَ: «فَمَنْ
    ‘Sizden öncekilere elbette ve elbette karış karış , zira zira tabi olacaksını.Hatta onlar kertenkele deliğine girseler sizde girersiniz!. Ya Rasulallah bunlar Yahudi ve Hristiyan mıdır? diye sorulduğunda;
    Peygamberimiz (sav) ya başka kimlerdir! (Sahihi Buhari)

    لَيْسَ مِنَّا مَنْ تَشَبَّهَ بِغَيْرِنَا، لَا تَشَبَّهُوا بِاليَهُودِ وَلَا بِالنَّصَارَى
    Bizden başkasına benzeyen bizden değildir. Yahudi ve Hristiyanlara benzemeyin (Tirmizi Hasen Hadis )
  • Kıymetli Dostlar Es-Selam…
    Son günlerde en çok tartışılagelen bir konu, Hadis…
    Gerçekten sadece Kur’an bize yeterli midir veya Hadise ihtiyaç var mıdır sorularıyla sık sık karşılaşıyoruz.
    Bu bağlamda öncelikle Hadis ilmi nedir kısaca bahsetmek istiyorum;

    Müslüman olmak;
    Hepimizin idrak ettiği gibi Allah'ın (c.c.) varlığına, birliğine
    ve Muhammed’in (s.a.v.) Allah (c.c.) tarafından gönderilmiş
    son peygamber olduğuna inanmak demektir.
    Peygamber Efendimizin Allah’ın (c.c.) seçtiği bir elçi olduğuna iman eden kişi, hayatının her alanında O’nu kendine rehber kabul etmiş sayılır. Onu rehber edinen her Müslüman, inanç esaslarını, ibadetlerdeki kural ve ölçüleri, insanlarla ilişkilerinde dikkat etmesi gereken ilkeleri Resul-i Ekrem’den öğrenmelidir. Kendi hayat tarzını, Peygamberimizden (s.a.v.) öğrendikleri ile şekillendirmelidir.

    İlmi-hal ,akidevi kitaplarına baktığımızda genel anlamda şu ibareler mevcuttur;
    Bir Müslüman, hayatını Peygamberimizin (s.a.v.) öğretileri ile şekillendirdiği ölçüde iyi bir Müslüman olur.
    Bu nedenle kadın, erkek her Müslümanın Peygamber Efendimizi yakından tanıması, doğru anlaması; Allah’ın (c.c.) istediği gibi bir kul olması ve Allah’ı (c.c.) hoşnut
    edecek bir hayat sürdürebilmesi bakımından olmazsa olmaz bir öneme sahiptir.
    Hadis ilmi, tam da bu noktada yani Müslüman kimlik ve kişiliğinin oluşmasında ve korunmasında yapıcı bir görev üstlenir. Çünkü hadis ilmi, Peygamber Efendimizi tanımak ve
    anlamak ile ilgilenen bir ilim dalıdır. Peygamber Efendimizin sözleri, tutum ve davranışları,güzel ahlakı hadis ilminin başlıca konusudur.
    Hadisleri öğrendikçe Peygamberimizi (s.a.v.) daha yakından tanımaya başlarız. İnanç esasları ile ilgili bize neler anlattığını bilir, ahiret hayatını ondan öğreniriz. Onun nasıl ibadet
    ettiğini, nasıl dua ettiğini, neleri sevip nelere kızdığını öğrenmiş oluruz. Nasıl bir baba olduğunu,nasıl bir eş olduğunu, nasıl bir öğretmen olduğunu, nasıl bir devlet adamı olduğunu kavrar, onu daha yakından tanımış oluruz.
    Resulullah Efendimizi tanıdıkça sever, sevdikçe onun yaşadığı gibi yaşamaya başlarız. Onun gibi inanır, onun ibadet ettiği gibi ibadet eder,onun güzel ahlakına benzeyen güzellikte bir ahlaka sahip olmak isteriz.
    Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:
    “Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çokça anan kimseler için, Allah’ın elçisinde size güzel bir örnek vardır.” Ahzab,21
    Peygamber Efendimiz de:
    “Ben ahlaki güzellikleri tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur.
    Muvatta, Husnu’l- Hulk,8
    Hadis ilmi, bu içeriğiyle hayatlarında Peygamber Efendimizi örnek almak isteyenler için Allah’ın (c.c.) Resulü ile ilgili doğru bilgi vermeyi amaçlar.
    Bunun için de onun hikmetli sözlerini ve yaşama biçimini tespit eder. Elde edilen bilgileri konularına göre sınıflandırır ve hadis kaynaklarında bir araya getirir.
    Böylece Peygamberimizi (s.a.v.) tanımak ve anlamak isteyenler bu kaynaklara başvurmak suretiyle gerekli bilgilere kolayca ulaşırlar.
    Mesela hadis kitaplarının namaz bölümlerine başvuranlar, Peygamberimizin (s.a.v.) nasıl namaz kıldığını bütün incelikleriyle öğrenebilirler. Ya da hadis kitaplarının tefsir bölümlerini okuyanlar, Peygamber Efendimizin Kur'an-ı Kerim ayetlerini nasıl yorumladığına dair birçok bilgi edinebilirler.
    Yahut hadis kaynaklarının edep bölümlerini inceleyenler, Resulullah’ın üstün ahlakının değişik yönlerine dair pek çok bilgiye ulaşırlar.
    Kısaca Hadis ilmi, Peygamber Efendimizi tanımayı
    ve anlamayı amaçlayan bir ilimdir.

    Hadis ilmi, insan düşüncesini ve hayatını hurafelerden arındırmayı sağlar. Bir İslam âlimi,hadis olmayan sözleri belirlemeye çalışırken sadece dinî bir görev yerine getirmiş olmaz,aynı zamanda insanî ve ahlaki bir sorumluluk da üstlenmiş olur. Çünkü bu çalışmasıyla, sağlıklı düşünmenin yollarını açar, batıl inançları ve uygulamaları hayattan temizlemiş olur.

    Hadis ilmi, Peygamber Efendimizle ilgili doğru bilgileri tespit etmeyi amaçlayan bir ilim dalı olduğu için, onun sözlerine ve davranışlarına dair bilgileri aktarırken dikkat edilmesi
    gereken kuralları da belirlemiştir. Bu kurallar Peygamber Efendimizi görerek ona iman etmiş ilk Müslüman nesil olan Sahabe-i Kirâm tarafından belirlenmeye başlamıştır. Böylece henüz Peygamber Efendimiz hayatta iken onun sözleri, davranışları ve güzel ahlakı Müslümanlar arasında kurallı ve dikkatli bir biçimde, büyük bir titizlikle anlatılmaya başlanmış, her kuşaktan Müslümanlar bu yöntemleri muhafaza edip geliştirmeye gayret etmişlerdir.
    Dolayısıyla Peygamberimizle (s.a.v.) ilgili bilgi aktarma yöntem ve kuralları da Sahabe Dönemi'nden itibaren hadis ilminin konuları arasında yerini almaya başlamıştır.
    Demem o ki İslamî ilimlerde bilginin başlıca iki kaynağı vardır:
    Kur'an-ı Kerim ve sünnettir.
    Hadis ilmi, diğer İslamî
    ilimler için kaynak olma özelliği taşıdığı gibi yöntem
    bakımından da diğer İslamî ilimler üzerinde etkili
    olmuştur.

    Peki niçin Peygamber Efendimiz SAV ‘ e ihtiyaç duyulmuştur , niçin böyle ilim ilim hasıl olmuştur?
    Değerli Dostlar;
    Allah (c.c.), kullarına doğru yolu göstersinler,hak yoldan sapmışlara yeniden kılavuzluk etsinler ve onları uyarsınlar diye daima peygamberler göndermiştir.
    Bu peygamberlerden bir kısmının adları Kur'an-ı Kerim’de anılmıştır. Peygamberlerin bazılarına vahiy yoluyla kitaplar verilmiş, bazıları ise daha önceki peygamberlere gönderilmiş
    olan kitaplarla amel etmişlerdir.
    Kur'an-ı Kerim’de Peygamber Efendimize çok önemli bir yer verildiği görülmektedir. Yüce kitabımızın yüzlerce ayeti bize onu anlatır ve tanıtır. Allah Teâlâ bütün peygamberlerine kendi adları ile hitap ederken, sadece Efendimize “Ey Resul”, “Ey Nebî” diye hitap eder. İslam âlimlerinden bir kısmı bu özel hitabı, Efendimizin diğer peygamberlere olan üstünlüğüne delil sayarlar ve onlara göre bu durum peygamberler arasında bir derece farkının bulunduğunu da gösterir. Şimdi Kur'an-ı Kerim’in Resul-i Ekrem’i bize tanıtırken dikkatimizi çektiği ayetlerden sadece bir bölümünün anlamlarını vererek konuyu kavramaya ve anlamaya çalışacağız:
    Allah'ın (c.c.) Resulü bir beşerdir, fakat vahiy alan ve aldığı vahyi insanlara ulaştıran bir beşerdir.
    “De ki: “Ben de sizin gibi bir insanım. Ancak bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu
    vahyedilmektedir.”Kehf,110
    “Muhammed yalnızca bir peygamberdir. Ondan önce de pek çok peygamber
    gelip geçmiştir.”Al-i İmran ,144
    Sadece birkaçına işaret ettiğimiz Kur’an ayetleri Peygamber Efendimizin (s.a.v.) konumunu belirleyici niteliktedir.

    Müminlerin Allah'a (c.c.) ve Resulullah'a karşı görevleri ise şöyle ifade edilir:
    “Biz seni bir şahit,bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik;Allah'a ve Resulüne iman edesiniz, ona destek olasınız, ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allah'ı tesbih edesiniz diye.”Fetih,8-9

    Peygambere itaatin, aynı zamanda Allah'a (c.c.) itaat anlamına geldiği şu ayette vurgulanmıştır:
    “Peygambere itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. İtaat etmeyenlere ise aldırma. Çünkü biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.”Nisa,80

    Bütün bu ayetlerde dikkat çeken husus, Allah Teâlâ’nın kendisine itaatle Resulüne itaati bir arada anmış olması, Peygambere itaatin Allah'a (c.c.) itaat sayılacağını açıkça beyan etmesidir.
    Allah Resulünün Veda Hutbesinde de ifade ettiği gibi Sünnet, Kur’an’ın yanında dinin ikinci ana kaynağını teşkil eder. Bu hüküm, Kur’an’ın ilgili ayetleri ve Peygamberimizin (s.a.v.) kendi sünneti ile ilgili beyanları ışığında, bütün İslam mezheplerinin görüşüdür. Konuyla ilgili Kur'an-ı Kerim'de geçen pek çok ayetten sadece bir misal vermek istiyorum;
    "...Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah'ın azabı çetindir."Haşr,7

    Sonuç olarak;
    Kur’an’ın birçok ayeti muhkemdir, yani hükmü açıktır. Hz. Peygamberin sünnet ve hadislerinin de büyük çoğunluğu bu hükümlere tamamen uygun olup onları teyit eder. Birtakım ayetler ise mücmel, yani anlamı kapalı ve açıklanmaya muhtaçtır. Bu tür ayetleri açıklama görevi de Resul-i Ekrem’e aittir. Namaz emri bunun en açık örneğidir. Kur’an’da namaz birçok ayette emredilir ancak nasıl kılınacağı, kaç rekât kılınacağı, vakitleri, namazda kıraat gibi konular Kur’an’da yer almaz. Namazın kılınışını açıklayan hadisler sayesinde namaz ibadeti yerine getirilir. Zekât da böyledir; hangi maldan ne miktarda zekât alınacağı tamamen Peygamberimizin (s.a.v.) açıklamalarıyla bilinir. Çünkü ayette açıkça vurgulandığı gibi Resulullah müminler için tam bir örnektir:
    “Andolsun, Allah'ın Resülünde sizin için; Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”Ahzab,21

    Bu bağlamda demem o ki Hadisi Kur’an’dan ayrı tutarak, dışlayarak Kur’an bize yeter iddiası ilgili örnekler ışığında tutarsızdır ve asla Hadisler devre dışı bırakılamaz.

    Bu bakımdan Hadis Usulü ve Arapçaya vakıf olmadan ,islami ilimler anlamında Usul olmadan esas olmaz prensibini uygulamadan lütfen kendi şahsi görüşümüze göre değerlendirmelerde bulunmayalım.
    Muhammed İKBAL der ki;
    ‘’Dini konuda her kim bu bana göre böyledir diye delilsiz konuşursa asla ciddiye almayın’’ sözünü şiar edinelim.
    Son zamanlarda bahsi geçen İsra-Miraç ruh ile mi oldu bedenle mi,Mehdi geldi mi gelmedi mi, Kabir Azabı var mı yok mu gibi soruların peşinden gitmek yerine;
    Değerli bir hocamızın ifade ettiği gibi bizlere düşen görev;
    Kitle iletişim araçlarının kullanımının her geçen gün arttığı bir dönemde, din ve irşat dili, anlam ve zarafet boyutuyla daha önemli hale gelmiştir. Din adına sorumsuzca sarf edilen kaba ve gelişigüzel söylemler dine dair farkındalığı örselemektedir. Bu açıdan, dinî konularda konuşan herkesin, sahih kaynaklara dayalı bilginin yanında yapıcı, birleştirici ve kucaklayıcı bir söylemi de kuşanması gerekir. Aksi takdirde, müspet hiçbir dinî içerik arz etmeyen, tekelci, yargılayıcı ve baskılayıcı bir üslubun Müslümanlardan ziyade İslâm’a mâl edilen bir anlayışı beslediği dikkat çekmektedir. Bu itibarla, nebevi metodu ilke edinerek aklıselim ve kalbiselime uygun, güzel ahlak merkezli, yalın, saygın, hassas ve bütüncül bir üslup, dinin insanlarla doğrudan buluşmasında oldukça önem arz etmektedir. Bunun için de İslâm’ın yüce hakikatlerinin tutum, tavır ve eylem olarak aktarılmasında sorumluluk sahibi herkese büyük görevler düşmektedir.
    Ve hamiş,
    Kur’ansız sünnet olmadığı gibi, Sünnetsiz Kur’an olmaz.
    Mani hükmün olmadığı yerde, amir hüküm aranmaz.
    Allaha emanet olunuz…
  • İsmet Özel kırk tane sahih hadisi seçip hissettiklerini, anladıklarını yazıp yorumlamış. Bazı konularda beni aydınlattı fakat kitabın üslubunu sevmediğim için çokta beğenemedim.
  • Kütüphanemin karanlık köşelerinde kalmış 2 adet bu kitabı buldum. Yazarına baktım Selman Umrani yazıyor. Yayınevine baktım. Arifan =) tamam dedim, Cübbelinin kitabı bu.

    İçeriğini açıp zxaten bir solukta bitirilen bir kitap. Yine sağlam olmayan ve hurafeye kaçan bir çok alıntı yapmış. Arada iki üç sahih hadis serpiştirmiş.

    Kaldırıp tekrardan karanlık köşelerdeki yerine koydum. Okunmaması için.
  • Hadis düşmanlarının ve hadis inkarcılarının öncelikli okuması gereken bir eser. Tabi hidayeti elinde bulunduran Zat ( Subhanehu ve Teala ) onlara hidayet etmediği müddetçe, istedikleri kadar kitap okusunlar hidayet bulamayacaklar.

    Kitap, sünnetin islam tarihindeki yerini, yazılışlarını, ravileri ve genel itibariyle hadislerin, merfu, sahih, uydurma, mütevatir vs hakkında açıklamalarıyla dolu.
  • Kadınlar aklen ve manen erkeklerden daha
    aşağıdadır.

    Namaz kılanın önünden bir eşek, köpek ya da
    kadın geçerse, kişinin namazı boşa gider.

    Cehennemi çoğunlukla kadınlar dolduracak;
    kadınlar zeka ve din konusunda eksiktir.



    Şeytani bir büyüklenmeyi yansıtan bu ifadeler,
    annelerimizi, kız kardeşlerimizi, ve eşlerimizi,
    özetle insan popülasyonunun yarısını takdir
    etmekten aciz erkek şövenisti bir zihniyetin
    ürünüdür (9:71; 33:35).
    Kadın düşmanı bu sözler, sözde "sahih" hadis
    kitapları yoluyla yanlış şekilde Muhammed'e
    atfedilmiştir. Zeka seviyesini, dogmaları ve batıl
    inançları sorgulayan insanlara verilen tepkiyle
    ölçersek, erkeklerin kadınlardan daha çok puan
    almadıklarını görürüz. Elçi ve peygamberlere
    zorba davranan önderlerin de çoğu erkektir,
    vefatlarından sonra getirdikleri mesajı çarpıtan
    önderlerin de.
    Biyolojik farklılıklar veya özel bir kaç durum
    dışında, erkeklerin ve kadınların her yönden eşit
    olduğu nitelendirilir. Kuran bunu açık şekilde
    "Birbirinizdensiniz / her biriniz bir diğerinin
    benzerisiniz" ifadesiyle dile getirir (4:25). Bu
    ifade aynı zamanda her iki cinsin ortak olan
    başlangıcını ve Allah'ın bizi kadın ve erkek olarak
    yaratışının nedenini, yani sevgi ve şefkati
    hatırlatır (30:21). Kadın ve erkek arasında sevgi
    ve şefkate dayalı bir ilişki yerine hadis
    kaynaklarında yansıtılan ise kibirli, şövenist ve
    kadınları himaye altına almaya çalışan
    davranışlardır. Ne yazık ki danışma ve seçim,
    yerini monarşi ve şeytani halifelik sistemine
    bıraktığında, Kuran'ın vahyedilişiyle kadınlara
    tanınan haklar birer birer alındı, ve Muhammed'in
    ölümünün üzerinden daha iki yüzyıl geçmeden
    Müslümanlar kadın düşmanı davranış biçimine ve
    İslam öncesi cahiliye dönemi uygulamalarına geri
    döndü.
    Muhammed zamanındaki kadın hakları, bir
    kadının kocası hakkında Muhammed ile
    tartıştığını bildiren 58:1 ayetinde güçlü bir
    biçimde yansıtılır. Allah o kadını Muhammed ile
    tartıştı diye azarlamaz; tam tersine kadının
    şikayetine arka çıkarak batıl inançları eleştirir.
    hadis ve tarih kitaplarının eleştirel bir yaklaşımla
    incelenmesi, Kuran'ın vahyi zamanında ve onlarca
    yıl sonrasında kadınların bireysel, toplumsal ve
    politik haklardan yararlandığı konusundaki
    ipuçlarının bu kitaplara bile yansıdığını ortaya
    koyacaktır. Tarih kitapları, Muhammed'in eşi olan
    Ayşe'nin, yaşlılık zamanında önder olup önemli
    bir topluluğa başkanlık yaptığını ve
    Muhammed'in ölümünden 30 yıl sonra
    gerçekleşen sivil bir savaşa katıldığını bildirir.
    Kuran'a göre, Meryem de İsa gibi dünya için bir
    işaret idi (21:91). Yine Kuran'da anlatılan bir
    olayda, İbrahim'in karısı erkek konukları
    karşılamış, sohbete katılmış ve onların yanında
    kahkaha atmıştır. Sohbete katıldı diye de
    azarlanmamış, tam tersine, o görüşmede, Allah
    onu İshak'a hamile olduğu müjdesiyle kutsamıştır
    (11:71).
    49:13 ayeti cinsiyet ayrımcılığını ve ırkçılığı su
    götürmez şekide reddeder, ve bir cinsin ya da bir
    ırkın diğerine üstün olmadığını hatırlatır.
    üstünlüğün tek ölçüsü erdemliliktir; alçakgönüllü,
    ahlaklı, toplumsal açıdan vicdan sahibi olan,
    diğerlerine yardım etmek için çabalayanlardır
    üstün olanlar.
    Kuran, kadın ve erkeğe tarafsız bir dille atıfta
    bulunan ve eşit muamele eden ayetlerle doludur
    (3:195; 4:7,25,32,124; 9:68-72; 16:97; 24:6-9;
    33:35-36; 40:40; 49:13; 51:49; 53:45; 57:18;
    66:10; 75:37-39; 92:3).
  • Elhamdulillahi rabbil alemin! Ve'ssalatu ve'sselamu ala İmami'l Mucahidin Muhammed ve ala alihi ve ashabih!

    Allah'ın muvahhid kullarına selam olsun,

    Sünen-i Tirmizi'den Namaz'da Ruku'ya giderken ve Ruku'dan kalkarken elleri kaldırma ile ilgili bir kaç Hadis okudum. İnşaAllah onları burada paylaşmayı gerekli görüyorum; Rasulullah - sallallahu aleyhi ve sellem - 'e ittiba etmenin gerekli olduğunu bilen kardeşlerimizin bu hadis-i şerifler ile amel etmelerini umuyorum. Müslüman kardeşlerim, sizlere ve kendime nasihatimdir: Mezheb taassubculuğunu terk edip hayırlı, salih seleflerimiz gibi Rasulullah - sallallahu aleyhi ve sellem - 'den gelen sahih haberler ile amel etmeli, hatta mezhebimize aykırı olsa ve insanların tepkilerini çekse dahi bundan vazgeçmemeliyiz! Allah - subhanehu ve teala - bizlere ''أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ'' ''Allah’a itaat edin, Rasul’e de itaat edin.'' (Nur/54) diye emrediyor.

    Muvahhidlerin İmamı - sallallahu aleyhi ve sellem - Peygamberlerin miras olarak ne dirhem nede altın bıraktığını, miras olarak ilim bıraktığını haber veriyor, aynı zamanda varislerin Alimler olduğunu beyan ediyor. Demek ki kim ne kadar Rasulullah - sallallahu aleyhi ve sellem - 'in bıraktığı miras'dan almışsa o kadar Alimdir.

    Şüphesiz Mezheb İmamları o mirasdan almışlardır ve insanlarıda o mirasdan almalarına teşvik etmişlerdir. Kendileri Peygamberin mirasına sahib çıkılmasını her fırsatta teşvik etmişlerdir; İmam Malik - rahimehullahi teala - 'nın Rasulullah - sallallahu aleyhi ve sellem - 'in kabrini göstererek dediği gibi ''Bu kabir sahibinin dışında her kesin görüşü alınır veya terkedilir'' [1]

    Yani Rasulullah - sallallahu aleyhi ve sellem - 'den gelen hiç bir sahih rivayet terk edilemez.

    İmam'ın sözü salih selefimizin menhecini özetliyor.

    Allah - azze ve celle - bizleri selefimize layık halef eylesin, bizleri şeytanın deliliklerinden, vesveselerinden ve şerrinden korusun!
    Allahumme amin!!

    Hadisleri okuyalım inşaAllah,

    Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.), Ebû Bekir ve Ömer namazda iniş ve kalkışlarda yani kıyam ve kuud’ta tekbîr alırlardı.” [2]

    Sâlim (r.a.)’in babasından rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.)’i gördüm namaza başlarken, rükû’a giderken ve ruk’u’dan kalkarken ellerini omuzları hizasına kadar kaldırırdı.” İbn ebî Ömer kendi rivâyetinde şu ilaveyi yaptı: “İki secde arasında ellerini kaldırmazdı.”

    Fadl b. es Sabbah el Bağdadî, Sûfyân b. Uyeyne ve Zührî’den aynı sened ile İbn ebî Ömer’in hadisinin benzerini rivâyet etmiştir. [3]

    Şimdi İmam Tirmîzî - rahimehullah -, Abdullah İbni Mes'ud - radiyallahu anh - 'dan 'hasen' olarak nitelendirdiği bir hadis rivayet ediyor:

    Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Size Rasûlullah (s.a.v.)’in namazı gibi bir namaz kıldırayım mı? dedi ve namaz kıldı sadece başlangıç tekbîrinde ellerini kaldırdı.”

    Bu konuda Berâ b. Âzib’den de hadis rivâyet edilmiştir.

    İmam'ın hadis hakkında ''İbn Mes’ûd’un bu hadisi hasendir. Sahabe ve tabiin alimlerinden pek çoğunun görüşü bu hadis üzeredir. Sûfyân es Sevrî ve Küfeliler gibi.'' sözleri her insafını yitirmemiş olanlar için yukarıda bahsettiği ve ''hasen sahih'' olarak nitelendirdiği (birinci) İbni Mes'ud hadisiyle çeliştiği anlaşılır. (bknz. 2 No'lu Dipnot) Tirmizi'nin de dediği gibi İbni Mes'ud'un '''Rasûlullah (s.a.v.), Ebû Bekir ve Ömer namazda iniş ve kalkışlarda yani kıyam ve kuud’ta tekbîr alırlardı.'' rivayeti hasen sahih'dir. Burada denilebilir ki, hadis'de ''tekbir alırlardı'' deniliyor yani bundan kasıt ''Allahu ekber'' demeleridir. Deriz ki, İmam Tirmizi bu hadisi 'RÜKÛ’A GİDERKEN ELLERİ KALDIRMAK' bölümünün altında zikrediyor.

    Burada sadece İmam Tirmizi'nin Sünen'inden Namaz'da Elleri Kaldırma ile ilgili hadisleri yazdık.

    İmam Buhari ve İmam Müslim - rahimehumallah - bu hususda mütevatir hadisler rivayet etmişlerdir, İmam Buhari'nin 'Re'fu'l-Yedeyn fi's-Salat' kitabında bu rivayetleri okuyabilirsiniz.

    Üç mezheb ve Hanefi mezhebinden bazıları Namaz'da ellerin kaldırılmasında ittifak etmişlerdir. [4]

    Allah bizim ve sizlerin amellerini kabul eylesin!
    Allahumme amin!!
    Davamızın sonu Allah'a hamdetmekdir.

    Kardeşiniz Onur Kanık
    _____________
    [1] Bu sözün asıl sahibi ümmetin İmamlarından Abdullah bin Abbas - radıyallahu anh - 'dır. Subki el-Fetava 1/148 'de irad ediyor. Ayrıca Camiu'l Beyani'l-ilm ve Fadlihi 1/91 ve el-Ahkam fi Usuli'l-Ahkam 1/45 'de geçiyor. Bu sözü Mucahid İbni Abbas'dan, İmam Malik'de Mucahid'den almışdır. Mezheb İmamlarının görüşlerini Muhammed Sultan el-Masumi'nin 'İslam'da Mezheb' adlı kitabından alabilirsiniz
    [2] Tirmizi, Namaz Bölümleri, Hadis No. 253. Ayrıca Dârimî, Salat: 41; Ebû Dâvûd, Salat: 115.
    Bu konuda Ebû Hüreyre, Enes, İbn Ömer, Ebû Mâlik el Eş’arî, Ebû Musa, Imrân b.
    Husayn, Vâil b. Hucr ve İbn Abbâs’tan da birer hadis rivâyet edilmiştir.
    Hadis hakkında İmam Tirmîzî : Abdullah b. Mes’ûd’un hadisi hasen sahihtir. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından pek çok kimse bu hadisle amel etmişlerdir. Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali ve başkaları bunlardandır. Tabiin dönemi alimleriyle tüm fıkıhçılar ve alimler bu görüştedirler.
    [3] Tirmizi, Namaz Bölümleri, Hadis No. 254. Ayrıca Ebû Dâvûd, Salat: 115; Dârimî, Salat: 40.
    Bu konuda Ömer, Ali, Vâil b. Hucr, Mâlik b. Huveyris, Enes, Ebû Hüreyre, Ebû Humeyd, ebû Useyd, Sehl b. Sa’d, Muhammed b. Mesleme, Ebû Katâde, Ebû Musa el Eşarî, Câbir ve Umeyr el Leysî’den de birer hadis rivâyet edilmiştir.
    Hadis hakkında İmam Tirmîzî: İbn Ömer hadisi hasen sahihtir.
    Peygamber (s.a.v.)’in ashabından bazı ilim adamlarının görüşü böyledir. İbn Ömer, Câbir b. Abdullah, Ebû Hüreyre, Enes, İbn Abbâs, Abdullah b. Zübeyr ve başkalarının görüşü böyledir. Tabiin döneminden de Hasan el Basrî, Atâ, Tavus, Mûcâhid, Nafi’, Sâlim b. Abdullah, Saîd b. Cübeyr ve daha başkaları aynı görüşü benimsemişlerdir.
    Mâlik, Ma’mer, Evzâî, İbn Uyeyne, Abdullah b. el Mübarek, Şâfii, Ahmed ve İshâk’da dönemlerinin aynı görüşü benimseyen alimlerindendir. Abdullah b. Mübarek: Zührî’nin, Sâlim’den, babasından rivâyet ettiği bir hadisi zikrederek şöyle demiştir: İbn Mes’ûd’un “Rasûlullah (s.a.v.) sadece namaza başlarken ellerini kaldırırdı” hadisi sabit olmayıp; “Her tekbîr anında ellerin kaldırılması” hadisi sabittir.
    Abdullah b. Mübarek’in bu sözünü, Ahmed b. Abde el Amulî, Vehb b. Zem’a’dan, Sûfyân b. Abdulmelik’den bize aktarmıştır. Yahya b. Musa, İsmail b. ebî Üveys’den naklederek dedi ki: “Mâlik b. Enes namazda tekbîr esnasında ellerin kaldırılması görüşünde” idi. Yine Yahya da Abdurrazzak’tan naklederek şöyle der: “Ma’mer de namazda tekbîr esnasında ellerin kaldırılması” görüşündeydi.
    Carud b. Muâz’dan şöyle dediğini işittim: Sûfyân b. Uyeyne, Ömer b. Harun ve Nadr b. Sümeyl namaza başlarken rükû’a giderken ve rükû’dan doğrulurken ellerini kaldırırlardı.
    [4] bknz. Şeyh Elbani, Sıfatu Salati'n-Nebi, Ruku bölümü, 2 No.'lu Dipnot