İnsanoğlu üzerine bildiğim en acı gerçeklerden biri de, onun yaşamayı bilmediği. Penceremizin dibindeki gülleri bırakıp, hep ufuktaki büyülü gül bahçesini düşleriz.
Biz neden bu kadar aptalız? Hem de acınası aptallar!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
*1945 yılı doktor tarafından, askere verilen öğüt
yaşamını bir kum saati olarak düşün. Kum saatinin içinde binlerce kum taneciği vardır, bilirsin. Bunlar, yukarıdan aşağıya doğru ortadaki dar boğazdan birer birer akarlar. Saati kırmadan, ne yaparsak yapalım, o dar boğazdan aynı anda iki tanecik geçiremeyiz. İşte sen, ben ya da tüm insanlar bu kum saati gibiyiz. Sabahleyin uyandığımızda, o gün yapmamız gereken binlerce işin bizi beklediğini görürüz. Ancak, kum saatindeki taneciklerin boğazdan tek tek geçmeleri gibi işleri birer birer ele alıp yapmaz, hepsini aynı anda halletmeye kalkarsak hem bedensel hem de ruhsal olarak çökeriz. Yani kum saati gibi kırılırız.