Embriyoloji bize o gözlerin nasıl oluştuğunu açıklar ama onların içinde parıldayan kadim ışığı açıklamaktan âcizdir. Rahmin sütümsü zarıyla örtülüyken hareket eden bakış, sanki çok uzak bir dünyadan gelir gibidir.
Ruhun yolculuğu
Ayaklarimiz yere basar ama aklımız, ağaçların yaprakları gibi yukarıya uzanır. Yapraklar olmasa her şey daha basit ama aynı zamanda son derece de sıradan olur.
Sıradan şeyleri seviyordum: paten yapmak, bisiklete binmek, saklambaç oynamak, taş toplamak.
Duygular arasında en düşkün olduğum nezaketi. İçinde bulunmayı sevdiğim durumlar ise gölge, sessizlik, usulca bir köşede oturup dünyayı gözlemekti.
Dikkat çekmemek en büyük arzumdu.
Kendime ait düşüncelerim vardı ve bu düşünceler kasırga kalabalığıydı, bu nedenle başka hiçbir hareket sergilemem mümkün olmuyordu.
Toprağı düşünür, nasıl oluştuğunu anlamaya çalışırdım. Nasıl oluyor da biz oraya yapışmış dururken, kuşlar uçabiliyordu?
Ya bizi tutmaktan sıkılırsa? O zaman biz de uzay boşluğunda mı kaybolacaktık?
Arada sırada uçabilme hevesiyle kollarımı çırpa çırpa koşardım.
"Oldu mu?" diye sorardım ağabeyime.
"Evet, birazcık yükseldin" derdi.
Bunun iyi niyetli bir yalan olduğunu bilirdim.
Yer benim varlığımı istiyordu ve o varlığa bir anlam kazandırmayı amaçlıyordu.