Bu yazımı, Yılmaz Karakoyunlu'nun Yorgun Mayıs Kısrakları adlı eserinden aldığı m pasajlarla bitirmek istiyorum:
"Yahya Kemal, annesi Nakiye Hanım' dan bir hatıra fotoğrafı bile kalmamasından duyduğu üzüntüyü, büyük bir aşkla bağlı olduğu Nazım Hikmet'in annesi Celile Hanım'a şöyle
anlatıyor:'Biliyor musun Celile! Üç-beş habis (soysuz) ve seviyesiz yobazın korkusuyla Nakiye Hanım fotoğraf çektirememiştir.Onun bir resmi, hayatımın en büyük yadigarı (hatırası) olurdu. İslam tesettürünün (örtünme, saklan ma) en acımasız uygulandığı bir muhitin terbiyesinde büyüdüğü için tek suret(resim) bırakmadan göçüp gitti.' (s.97)
Hiç gel demiyeceğim sana. Aramak neredeyse ben oradayım. Ayaklarım ne güne duruyor? Yok yok birden karşıma çık ma. Kaç, saklan. Seni aramak istiyorum.
Bu, saklanmanın iyi bir şey olmasıyla alakalı sanırım.
Görünmemekten doğan o eski, güzel mutluluk.
Çıt çıkarmamak, yere çömelmek ve kimsenin seni bulamayacağına inanmak. İnsanı tazeliyor.
Kitabı oldukça beğendim birbirinden bağımsız küçük hikayelerden oluşuyor oldukça akıcı bir dille yazılmış okumaya başladıktan Kısa bir süre sonra hemen bitirdim tavsiye ediyorum.