Mutluluk dönek ve uzun sürmeyen bir aldatmacadır, bunu anlayacak kadar zeki olan kişi zaten mutluluğu koruyacak güce de sahip demektir.. Marquis de Sade | Juliette
Şans zenginlerin oyuncağıdır Juliette. Evrene bir bak, kanunların işleyişine bak: Zorbalık ve adaletsizlik, düzensizliğin ilkeleridir. Marquis de Sade | Juliette
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gerçek ve objektif var oluşun arasındaki farkı bilmeni istiyorum, sevgilim. İnsanoğlu doğal halde var olan birçok güzellikten bihaber halde yaşamaya devam etmektedir. Marquis de Sade | Juliette
Temel olarak biz tüm nedenlerin ardındaki düzenin ve ilerleyişin bağını da anlayabilmiş değiliz. İşte bu boşluğun içini insanlar yanlış Tanrı inançlarıyla doldurmaya çalışıyorlar. Marquis de Sade | Juliette
Alıntı
Mektuplarda bir yaşam.
Juliette Drouet (1806–1883), Notre Dame'ın Kamburu (1831) ve Sefiller (1862) adlı eserlerin Fransız yazarı Victor Hugo'nun (1802–1885) uzun süreli sevdiği kadın. Başlangıçta oyuncu olan Drouet, 1830'ların ortalarında Hugo için "ilham perisi" olmak üzere kariyerini bıraktı. Onunla birlikte seyahat etti, eserlerini ilk eleştirmeni olarak okudu ve Hugo'nun yayıncıları için yazıya döktü. Drouet, 50 yıl süren ilişkileri boyunca Hugo'ya günde en az bir mektup yazdı. Sonuç olarak, 22.000 mektuptan oluşan yazışmaları, edebiyat tarihinin en hacimlilerinden biridir. Leeds Üniversitesi (Birleşik Krallıkta saygın bir üniversite) Özel Koleksiyonları, Drouet'nin Hugo'ya yazdığı mektupların Fransa dışında en büyük koleksiyonuna ev sahipliği yapmaktadır. Koleksiyon, 1833 ile 1851 yılları arasını kısmen kapsayan 440 mektup içermektedir. 1833 yılında Hugo, bir oyun provasına tanışır.Jüliette Durouet, iyi bir yaşam tarzı sürüyordu ve popüler bir oyuncuydu. Bu güzel, iri gözlü esmer kadın ile yıldız yazar arasında ilk görüşte aşk anında gelişir. Hugo, bir akşam yemeğinde onu beklerken bir şiir dahi yazar : "Onu henüz görmemiştin/ bir akşam, gökyüzünde yıldızların göründüğü bir zamanda/ aniden gözlerinin önüne belirdi, taze ve güzel… Juliette, 1883'teki ölümüne kadar Hugo'nun hemen yakınında yaşar. İlişkileri boyunca, Victor Hugo'nun ona ilk rollerini emanet etmesini umuyordu. Tam tersine, bu durum onu ​​tiyatrodan vazgeçmeye, kendi gölgesinin gölgesi olmaya, ateşli şiirler ve hummalı yazışmalarla noktalanan bir deliliğe sürükler. Juliette, Hugo'ya olan sevgisini şöyle ifade ederdi: "Senin ruhunu dudaklarından içtim ve sen de benim hemşiremdin, çünkü beni ideallerle doldurdun." 2 Aralık 1851'de, darbe sırasında Juliette, Victor Hugo'yu Bonaparte'ın polisinden sakladı ve sahte bir
sonu ters köşe // sürpriz sonlu değişik filmler- 4 1. perfect blue (1997, japonya – satoshi kon) anime ama sakın hafife alma, bu film zihnini blender'a atar! mima, pop yıldızlığından oyunculuğa geçen genç bir kadın, ama hayranlarının saplantısı ve kendi aklının oyunlarıyla gerçeklik kayboluyor. satoshi kon'un renkli ama tekinsiz dünyası, her karede seni içine çekiyor. finalde, aynadaki yansıman bile sana ihanet etmiş gibi hissediyorsun. o son sahnede “ben kimim?” diye sordum, izle, sonra konuşalım. 2. antichrist (2009, danimarka – lars von trier) lars von trier'in karanlık ve cesur sineması, tam “bu neydi şimdi?” dedirtecek türden. willem dafoe ve charlotte gainsbourg, çocuklarını kaybettikten sonra ormanda bir kulübeye çekiliyor. yas, cinsellik ve doğaüstü korku iç içe geçiyor. final, mitolojiyle çıldırmış bir kabus gibi. uyarı: bu film, 90'larda gazoz kapağı toplayan masum ruhun için ağır gelebilir! 3. the act of killing (2012, danimarka – joshua oppenheimer) belgesel ama sanki bir kurgu film gibi, o kadar acayip! endonezya'daki 1960'lar katliamlarının failleri, suçlarını bir film setinde yeniden canlandırıyor. katillerin soğukkanlılığı ve vicdan muhasebesi, seni allak bullak ediyor. finalde, bir adamın kendi ruhuyla yüzleşmesini izliyorsun; o an, boğazın düğümleniyor, 4. under the skin (2013, ingiltere – jonathan glazer) scarlett johansson, iskoçya'da insan kılığında bir uzaylıyı oynuyor. erkekleri avlayan bu gizemli varlık, yavaş yavaş insanlığın ne olduğunu anlamaya başlıyor. glazer'in minimalist ama hipnotik rejisi, seni bir rüyaya hapsediyor. final, hem ürkütücü hem de felsefi bir şekilde “insan olmak ne demek?” diye soruyor. 5. the wicker man (1973, ingiltere – robin hardy) christopher lee'nin efsane olduğu bir folk-korku klasiği! bir polis (edward