Alıntı
Artık şehirler de korkutuyor.
.....
Kabul, yine de gözlerin kadar değil...
Onlar başka,onlar hep en birinci...
Yenilmeye doyamadığım, şampiyon gözlerin...

Bria, Şampiyon'u inceledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · 23 günde · 7/10 puan

Herkese selam!!

Buraya iki yeni iyi haberle geldim.

Bunlardan ilki, şükürler olsun ki Efsane serisini bitirdim, başardım! Bir an hiç bitmeyecek sanmıştım ama bitti işte!

İkincisi ise seriyi sevdim mi yoksa… sevmedim mi..? Deha incelememden sonra sanırım incelemeyi okuyanlar seveceğimden biraz kuşkuluydu çünkü karakterleri ve seriyi baya gömmüştüm. Ama sonra Şampiyon’un başları hiçte fena olmayınca kendime ‘eğer bu kitap gerçekten iyi olursa sanırım seriyi affedeceğim’ dedim ve tebrikler Marie Lu! Bana seriyi affettirmeyi başardı. Peki Buna rağmen neden okuman neredeyse 1 AY SÜRDÜ??! Diye soracak olursanız cevabım hazır.

Çünkü adam gibi başına oturup okuyana kadar kitaba hala umutsuz vakaymış gibi bakıyordum ve okumak isteği gelmiyordu içimden ve ayrıca sınav haftasına girmiştim ve bu da bu isteğimi olumlu yönde tetikliyordu. Yani okumam bu yüzden bu denli uzun sürdü.

Ama bu sabah uykudan uyanır uyanmaz kitabı aldım ve bitirene kadar da yataktan kalkmamaya inat ettim. (sabah bunu yapabilmek için akşamdan kitabı başucuma koymuştum) ve sonunda kitabı bitirdim. (Hatta son 50 sayfayı gerçekten çok merak ederek elimden bırakamadan okudum)

Gel gelelim Deha’dan nefret edip bu kitabı neden bu kadar beğendiğime… İlk öncelikle serinin sadece bu kitabında bir ruh vardı. Sanırım en temel nedeni bu.

İlk kitapta her şey olması gerektiği gibiyken, ikincide her şey, bunu tanımlayabilecek bir kelime bile bulamıyorum o denli saçma, çelişkili ve nefret ettiriciydi ama bu kitap, bu kitapta işte her şey oturmuştu abi.

Yazar sonunda karakterlerin ruhuna inebileceğimiz o merdiveni bizim için hiçbir eksiği olmadan hazırlayabilmişti. (Deha da o merdivenin olup olmadığına bakmadan aşağı inmeye çalıştığım için yere yapışmıştım. Ki baksam da bir şey değişmezdi çünkü ortada merdiven yoktu)

Bu kitapta artık Cumhuriyet ve Koloniler’in son ve büyük savaşı anlatılıyordu. Koloniler de mutasyona uğrayan yeni bir virüs üremişti ve Cumhuriyet’i bir tedavi bulması konusunda kenara sıkıştırıyor eğer bulamazlarsa ateşkesi bitirip savaş açacaklarını söylüyorlardı. Ve bu kenara sıkıştırmada dünyada teknolojileri en çok gelişmiş ülkenin müttefiği olmalarının da etkisi büyüktü tabii.

Ama öte yandan Cumhuriyet’in hiçbir dayanağı ve müttefiği yoktu. Tamamen yalnızdılar. Onlara yardım etmeyi kabul eden tek ülke Antarktika bile onlara ancak topraklarının bir kısmını onlara vermeleri karşılığında Cumhuriyet’e yardım edeceklerini söylüyordu ve bu durumda ölen babasının yerine daha yeni geçmiş Anden’ı ve omuzlarına yüklenen ağır yükü bir düşünün… İşte o ağırlığı bu kitapta bende tattım.

Öte yandan Day, bu kitapta duyguları su yüzeyine çıkmıştı artık tamamen. Suyun içindeki o buğu gitmişti. Hastaydı, belki ölecekti ama hala daha değer verdiği insanların hayatını düşünüyordu. Onları hayatta tutmaya çalışıyordu ve hepsine bu denli değer verirken ve saldırılar sürekli devam ederken hangi birinin güvenliğine yetişeceğini düşünüşünü, bunu sağlamaya çalışmanın verdiği yorgunluk ve zorluğu, işte bu kitapta Day’in yaşadığı tüm bu ezici duyguları tattım.

Bu kitapta artık tamamen harika olmadığını, hasta olduğunu kabullenişini ve diğer insanların da bunu kabullenişini gördüm ve onun için üzüldüm ve kısa bir an için keşke diğer kitaplarda onu bu kadar harika gördükleri için diğer karakterleri bu kadar ezmeseydim diye bile düşündüm.

Ve ayrıca Day’i bu kitapta çok sevmemin nedenlerinden biri, halka karşı yaptığı konuşma. Ne olursa olsun burası sizin vatanınız ve onu elinizden gelen her şekilde koruyun diye ülkeye komut verdi ve sonra yaşanan o şeyler… Allahım… tüm o ülkesini korumaya çalışan insanların içinde milliyet duygusunu hissettim. Sanki elden giden benim ülkemmiş gibi, onu korumaya çalışanlardan biriymişim gibi o savaşın içinde olduğumu hissettim bir an. HARİKAYDI. Marie Lu’nun ‘vatanı koruma’ duygusunu veriş şekli tek kelimeyle harikaydı. Onu tebrik ediyorum.

Ve June’a gelirsek… bu kitapta ara ara yine beni deli ettiği yerler olmuştu amma velakin öyle bir sahnesi vardı ki kitapta… işte June beni orada tam kalbimden vurdu. Ona karşı tamamen eridim ve gözlerim doldu.

Abisinin mezarının kenarında, 27. Yaş gününde, doğum gününü bir başına kutlayan kız. Ağlayarak diyor ki, “Ben artık senin küçük kız kardeşin değilim. Biz artık aynı yaştayız.”

Benim bunu yüreğim kaldırmadı işte abi, June’nın çektiği o abi özlemini en derinden hissettim ve o merdiveni koşarak geri tırmanmak istedim. İstemeden çok derine inmiştim. Hatta şimdi bile gözlerim doldu…

Ve June’nın kitapta yaptığı olgunluk… bana saçma gelmişti çünkü ben o iradeye ve sabra sahip biri olabilir miyim bilmiyorum. Ama geniş çaplı düşündüğümüzde bu kimsenin yapmayacağı bir şey olabilir. Tabii saçma olduğunu değiştirmez de neyse… sanırım ben yapmazdım.

Karşımdaki kişi yaşadığımız hiçbir şeyi hatırlamazken ona kim olduğumu anlatmaya çalışırdım, neler yaşadıklarımızı, birlikte neler paylaştığımızı… Çünkü bir zamanlar iki kişinin taşıdığı o anıları tek başına taşımaya başlamak. İşte bu çok koyar insana. Ben 10 yıl bekleyemezdim.

Gerçi bu pek beklemek sayılmaz ve kitabı sevmeme sebep olan şeylerden biri de bu.

Kim kimi 10 yıl bekler Allah aşkına? Şurada mantıklı konuşalım. Kimse. Kimse kimseyi kusura bakmasın ama 10 yıl beklemez yani. Hayal dünyasına girmeye gerek yok hiç.

Belki başlarda acı çekersin ama sonra unutursun, ara ara hatırlarsın ve hayatına devam edersin. June’a da aynısı oldu ve o da hayatına bir süre sonra devam etmek zorunda kaldı. Yaşadığı şeyleri ve Day’i unutmadı ama devam etti çünkü başka çaresi yoktu.

Aynı zamanda Tess de aynısını yaptı. Küçüklüğünü sokakta geçirdiği en yakın arkadaşıyla (aynı zamanda aşık olduğu kişiydi?) bir süre sonra irtibatı koptu ve hayatına devam etti.

Olması gerekende odur. Ne olursa olsun her ey devam eder. Yaşanan hiçbir şey, duygu yıllar geçince aynı şiddette kalmaz. Etkisi azalır.

Ancak 10 yılın sonunda yeniden karşılaştılar ve işte saçma olan yerde bu karşılaşma sahnesiydi ama neyse dedim, görmezden geleyim.

Ve geldim de.

Sanırım o kadar acıdan sonra birazcık hayal dünyası onlar için sorun olmaz. Bunu hak ettiler.

Ve aynı şekilde ben de seriyi tamamladığım için bir aferini hak ettim bence!

Sever misiniz, sevmez misiniz bilmiyorum ama yani bilmiyorum djdkjf

Ya hiç başlamayın bu seriye ya da sonuna kadar devam ettirin. Sanırım verebileceğim en yararlı tavsiye bu :D

DİPNOT: Daha aktif olacağım… (umarım)

Bria, bir alıntı ekledi.
23 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Seni seviyorum, seni seviyorum, tekrar karşılaşacağımız güne kadar seni kalbimde saklayıp orada koruyacağım, sahip olamadığımız şeylerin yasını tutacak, yaptıklarımızı da sevgiyle anacağım. Keşke burada olsaydın.
Seni seviyorum, sonsuza dek.

Şampiyon, Marie Lu (Sayfa 342)Şampiyon, Marie Lu (Sayfa 342)
Bria, bir alıntı ekledi.
24 May 17:40 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Onu gerçekten bu kadar çok mu özlemiştim? Bizi ezmekle tehdit eden problemler bizi hayatta kalabilmek için birbirimize çaresizce, nefes nefese tutunacak kadar zayıflatmış mıydı? Onun kollarında olmanın ne kadar doğru geldiğini unutmuştum.

Şampiyon, Marie Lu (Sayfa 205)Şampiyon, Marie Lu (Sayfa 205)
Batuhan Yakalı, Şampiyon'u inceledi.
23 May 15:44 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kitabı beğendim ve 9 yıldız verdim ama niye mükemmel bir seri olduğu için mi ? Hayır.
Harika bir sonu olduğu için mi ? Hayır
İnanilmaz bir başlangıç yapıp beni ilk kitabı ile kalbimden vurduğu için mi ? Evet

Fatma TIYMAÇ, bir alıntı ekledi.
23 May 13:12 · Kitabı okuyor · Beğendi

Ne zaman kazananların tarafında yer aldım ki?
Seçtiğim takım hiç bir zaman şampiyon olamadı.
Oy verdiğim parti asla iktidara gelmedi.

Sultanı Öldürmek, Ahmet ÜmitSultanı Öldürmek, Ahmet Ümit
Batu Han, bir alıntı ekledi.
22 May 19:59 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Ya ölüsündür ya şampiyon! Kandan doğan savaşçıların evine hoş geldin!"

Börü, Çağlayan Yılmaz (Sayfa 229)Börü, Çağlayan Yılmaz (Sayfa 229)
Hatciş, Beyaz Zambaklar Ülkesi'ni inceledi.
 21 May 18:42 · Beğendi · 10/10 puan

Beyaz Zambaklar Ülkesi...
Atatürk'ün Askeri Okulların Müfredatına Konulmasını Emrettiği Kitap...

Sadece Askeri Okulların değil, tüm okulların ilk, orta, lise ve hatta üniversite müfredatında olması ve en ince ayrıntısına kadar okunup anlaşılması gereken bir baş ucu kitabı.
Okul dedim de sadece, okulla da bitmez bu iş esnafın dükkanında, doktorun önlüğünün cebinde, avukatın, hakimin adalet masasında ve hatta çiftçinin gözünün önünde olması gereken, her okuma bilen kimsenin okuması gereken bir kitap...

Abartıyor muyum? HAYIR!

'Tarihten İbret'...
Bu başlıkla başlıyor kitap... Ne kadar da çok duyduğumuz bir söylem değil mi? 'Tarih tekerrürden ibarettir, tarihten ibret alın.'
Evet çokça duyuyoruz. Ve evet kendi tarihimizle TÜRK TARİHİ'yle GURUR DA DUYUYORUZ.
Her Türk Evladı da böyle olmalı fakat buraya bir virgül eklemek istiyorum sadece gurur duymakla olmaz, gurur duyduğumuz tarihe uygun olarak yaşamalı ve yeri geldiğinde o şanlı tarihe bir tarihde biz eklemeliyiz.
Tarih sadece savaşla yazılmaz. Tarih ülken için yaptığın her yararlı iş için yazılır. Ektiğin bir tohumda bazen tarih yazar aldığın bir ödülde ve yetiştirdiğin bir öğrencide tarih yazar... Yeter ki "Ben bu işi ÜLKEM'in kazancı için yapıyorum, onun varlığının daimi için yapıyorum." de...

'Kahramanlar ve Millet'
Böyle devam ediyor ikinci başlık...
Kahraman... Aklıma Kürşad'lar geliyor, Fatih'ler, Yavuz'lar, ATATÜRK'ler, Fethi'ler geliyor. Hepsi birer KAHRAMAN ve milleti için her şeyi göze alan insanlar...
Kahramanlık sadece savaşla olmaz... Bir yetim doyurursun kahraman olursun, bir okul boyar, bir bina dikersin şehrine kahraman olursun. Belki köyüne suyu getirirsin, yol yaparsın kahraman olursun ve hatta belki bir yaşlıyı bir engelliyi karşıdan karşıya geçirirsin kahraman olursun. Yeter ki "Ben yardım ediyorsam insanlara, geleceğim için, yarınlarım için yardım ediyorum." de...

'Futbol'
Aralarda bir yerde bu başlıkta var... En sevdiğimiz şey değil mi? Allahhh GS bu sezon şampiyon oldu, değmen keyfine GSli'lerin...

Sezon başlarında pasoliglere verilen paralar, biletlere verilen paralar, maç zamanlarında edilen kavgalar, yok ofsaytdı yok goldü, yok faüldü yok autdu muhabbetleri, ha bide iddialara verilen paralar az kalsın unutuyordum!..
"Tüh lan gene tutmadı 3 yazsam şu kadar paraydı temizzz.." cinsinden konuşmalar.
Şimdi hesab'edelim aylık iddiaya yatırılan her parayı bir kenara koysak kaç kitap eder? Maça gidince ettiğimiz küfürler yerine oturup iki sayfa kitap okusak kaç güzellik eder? Çokk değil mi çok güzellik eder.
Demiyorum ki maç izleme, halı sahaya gitme. İzle, git ama bilinçli git, yaptığın her işi bilinçli yap.
Futbol dedik Okeyy! Takım tutuyoruz o da okey takımlarımızda kaç millimiz var? Bir zamanlar yabancı oyuncu sınırı vardı ne oldu ona? Takımlarımızın alt yapıları ne durumda? Her takım lige yükselebilmek için bulduğu yabancı oyuncuyu takımına alıyor. TEK HEDEF lige yükselmek... Peki doğru hedef bu mu?
HAYIR!

Doğru hedef ÜLKEM için çalışmak, ÜLKEM insanı için çalışmak, gençleri, çocukları da bu bilinçle yoğurmak... Ve onlara ön ayak olmak, onlara bu şevki aşılamak...
...

Ve kitabın sonu gelir kapatırım kapağını, dolu dolu olurum, heyecanlanırım...
Hatırlarım...
EY TÜRK GENÇLİĞİ!
BİRİNCİ VAZİFEN TÜRK İSTİKLALİNİ VE TÜRK CUMHURİYETİNİ İLELEBET MUHAFAZA VE MÜDAFAA ETMEKTİR.
MEVCUDİYETİN VE İSTİKBALİNİN YEGANE TEMELİ BUDUR!..

İşte canlar böyle bir kitap okuyacağınız... Dolu dolu buram buram heyecan kokan, başarı kokan, küllerinden doğma kokan...

Bu kitabı bana okutturan Ömer Gezen arkadaşıma ne kaddar teşekkür etsem azdır. Çünkü oraya yorumu bıraktığım zamandan beri belki okumam, zamanım yok okuyamam, sınavlarım yaklaşıyor okuyamam havasındaydım hep. Gerek yorumlarda olsun, gerek mesajlarda olsun bana kesinlikle okumam gerektiği hissini verdi, minnettarım ona. :) :)

Kitapla kalın hep iyi kalın...