Sanal Kütüphane

Sanal Kütüphane
@sanalkutuphane
281 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
Türk Damarı
Gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanmıştır. Çok yakında sizlerle…
1000Kitap
Sonra, Hep giden adamları ya da gittiğim ilişkilerin içinde buldum kendimi. "Züzüm, seni hiç bırakmayacağım." derdin. Hiç kimse kötü doğmaz; yaşam içerisinde kötü olmak bir tercih, bir seçimdir. İyi olmak, düzgün olmak da senin alternatiflerinin arasındadır, ancak günün sonunda senin neyi olmayı seçtiğindir. Bunun da adına "Olmak" denir. Böyle böyle kabını doldurur, seçtiğinle kendini inşa edersin. Bu da kemikleşir ve artık senin karakterin olur. Tıpkı bir heykeli inşa etmek gibi, milim milim üstüne koya koya kimliğini oluşturursun. Tanıdığım birçok iyi insanın kötü anlarına şahit oldum ama onlar "Anlardı." Sabit bir kötü olma hâli değildi senin gibi.
Sayfa 51
Adres kısmına giriyorum, senin adına onlarca ev adresi. Kendi kendime bir fuhuş çetesini çökerttiğimi hissetmeye başlıyorum. Ağzım kuruyor, ayağa kalkıyorum bir bardak su almak için, rafa uzanıyorum başım bir disko topu gibi dönüyor ve yere yığılıyorum. Nice sonra gözlerimi açıyorum annem ve babam şaşkın, başımda. "Zübeyde kızım, Zübeyde iyi misin?" Doğruluyorum, ayağa kalkıyorum, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyorum; es verdiğim anlarda da annemlere anlatmaya çalışıyorum. Annem bir taraftan, babam bir taraftan sana ve ailene gün yüzü görmemiş beddualar savuruyorlar.
Sayfa 45
Nihayet ve sonunda defalarca çağırıldığın hâlde gelmediğin boşanma mahkemesine bu sefer avukatımın polis çağrısı-zoruyla geliyorsun. Otobüs geç geldiği için ben de geç kalıyorum ve davanın sona ermesine yetişemiyorum. Son dakika koşarak erkek kardeşimin ve avukatımın yanına geliyorum. Hızlıca yanından geçerken ne yazık ki seni göz ucuyla görmek zorunda kalıyorum, yanında bir kadın avukat var. Bir de şunu fark ediyorum bıyık bırakmışsın, evliliğimiz ve birlikteliğimiz boyunca defalarca söylememe ve istememe rağmen bir kez bile bırakmadığın o bıyığı. İşaretleri neden göremedim ki?
Sayfa 30
Evliyiz... İlk zamanlar... Bir sabah uyandım sırtın bana dönük -sonradan satmak zorunda kaldığımız, her bir santimini yenilemek için ustasıyla ayrı, sıvacısıyla ayrı, boyacısıyla ayrı, elektrikçisiyle ayrı uğraştığım evimizdeyiz-, elinde telefon hararetli, hararetli mesaj yazıyorsun birine. Merak ediyorum, "Kiminle konuşuyorsun?" diyorum, göstermiyorsun. "Acil gitmem lazım. Bir arkadaşım işyerinde bayılmış, onun yanına gitmem gerekiyor." diyorsun. "Ailesi nerede, başka kimsesi yok mu?" diyorum. "Gitmem lazım Zübeyde." diyorsun. "Peki." diyorum. Sana kendime güvendiğim gibi güveniyorum ve aklıma gelmiyor senin evin içindeyken, herkesin dışında bambaşka hayatlar yaşadığın, kendini orada o hayatlarla var etmeye çalıştığın.
Sayfa 37