• 72 syf.
    ·8/10 puan
    Haruki Murakami'nin yaratıcı yazarlığının en güzel örneklerinden biri olan bir kitapla buradayız; Tuhaf Kütüphane.
    Kütüphaneler birçok insan için huzurlu, sessiz, sakin yerlerdir. İnsanlardan uzaklaşıp satırların arasında kaybolmak istediğimizde kendimizi kütüphanede bulabiliriz. Fakat bu hikayedeki kütüphane alışılmışın dışında bir atmosfere sahip ve sanıldığı kadar huzurlu değil. 🤷‍️
    Kitapta bu kütüphanede mahsur kalmış bir gencin yaşadıkları anlatılıyor. Kütüphanede nasıl mahsur kaldığını size söylersek büyük bir spoiler oluruz, o sebeple bu konuda sessiz kalmayı tercih ediyoruz. 🥳
    Hem edebi hem fantastik bir öykü olan Tuhaf Kütüphane, kısa süreliğine farklı bir dünyada korkmak isteyenler için ideal bir seçim olacaktır. Çizimlerle de desteklenen kitap, olayları kafamızda canlandırmamızı kolay hale getiriyor.
    Kitabın negatif tarafı ise işin ekonomik boyutunda. Kitap 72 sayfa ve etiket fiyatı ülkemizde 40₺. Murakami'nin bu kitap gibi başka kitapları da var. Hepsi tek bir kitapta basılsa da olabilirmiş. Burda suç Murakami'nin mi yoksa yayınevlerinin mi bilmiyoruz. Ancak "Murakami okuru nasıl olsa bunu da alır olur" mantığıyla hareket edilmiş gibi bir izlenim bıraktı bizde.
    Bu olumsuzluğu yenmenin yolu ise kütüphane. Bizim yaptığımız gibi kitabı kütüphaneden alıp okuyabilirsiniz. Kütüphaneler bu günler için var. 🥳
  • 72 syf.
    ·9/10 puan
    Bugün kısa ama oldukça dolu bir kitaptan bahsedeceğiz. Kitabın beyni, Fransız bir iş adamının hayatını değiştiren bir kadın ; Bayan Ming.
    İş için Çin'e gelen Fransız bir iş adamı, kaldığı otelin tuvalet bekçisi bayan Ming ile ettiği sohbetler esnasında onun on çocuğu olduğunu öğrenir. Fakat hali hazırda oldukça kalabalık bir ülke olan Çin'deki sürekli artan nüfusu kontrol etmek için hükümetin tek çocuk kısıtlaması koyduğunu bilen iş adamı, Bayan Ming'in yalan söylediğini anlar ve buna anlam veremez.
    Bayan Ming, on çocuğuna biçtiği özellikleri tüm detayları ile anlatır. Her çocuğunu anlatışı ise hayatla ilgili önemli dersler barındırmaktadır. Bayan Ming, sanki her çocuğunun üzerinden bize bir mesaj vermek istemektedir.
    Konfüçyus'un öğretilerinden oldukça bahsedilen kitapta, Bayan Ming'in ne kadar bilge bir kadın olduğunu göreceğiz. Hem yalan söyleyip hem de nasıl bilge olunabilir Bunun cevabını da bizlere Bayan Ming veriyor.
    Kısa ve oldukça akıcı bu kitabın hayata dair bahsettiği şeylerin Konfüçyus öğretileri ile birleşmesi sıradışı ve oldukça keyifli
  • 152 syf.
    ·10/10 puan
    12 Eylül 1980 darbesi üzerinden tam 39 yıl geçti. Zamanın Genelkurmay Başkanı Kenan Evren komutasında askeri bir darbe yaşandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümsüz kılındı. 1983 yılı genel seçimine kadar da ülke darbeciler tarafından yönetildi. Darbeden sağ görüşlüsü de etkilendi sol görüşlüsü de. Hatta siyasetle hiç ilgisi olmayan vatandaş bile. Darbe siyasetçilere değil, demokrasiye yapılmıştı.
    Kitap Tarık Akan'ın Almanyadan 1981 yılında dönmesiyle başlıyor. Almanyada yaptığı bir konuşma, zıt görüşlü bir gazetede çarpıtılarak yazıldığı için pasaport kontrolü sırasında siyasi şube tarafından tutuklanıyor. Bazı polisler arkadaş gibi davranıyor ona bazıları da şöhretinin getirdiği kıskançlıktan dolayı düşman gibi.
    Tarık Akan maruz kaldığı ve tanık olduğu hücre ve hapishane anılarını bütün ürkütücü yanlarıyla bize aktarmış. Bitli ve fareli hücreler, saatli tuvalet izinleri, küçücük hücrelere onlarca insan koymaları ve psikolojik işkenceler insanın kanını dondurur cinsten.
    Kitap anı türünde ancak anlattığı şeyler birçoğumuz için bir roman gibi, yani o zamanları görmemişlerin hayallerinden bile çok uzak.
    Tarık Akan, o dönemi birinci ağızdan okumamıza olanak sağlıyor ve Yılmaz Güney, Atıf Yılmaz, Zeki Ökten gibi yönetmenlerinlerin de hayatlarından minik minik kesitleri bize aktarıyor. Ayrıca Yılmaz Güney cezaevindeylen gizli saklı çekilen Yol filminin serüveni de sayfalar arasında...
  • 141 syf.
    ·10/10 puan
    Bu kitabın içinde 21 kişinin birbirinden anlamlı, yaşanmışlığı hissettiren dolu dolu hikayeleri var. Ortak konu ise "baba"larımız.
    Bu kitap sayesinde ilk kez yazma cesareti gösterenler var. Mesela bizim gibi. İnstagramda veya diğer herhangi bir sosyal medyada paylaşmak üzere birşeyler yazmakla, basılacak bir kitap için birşeyler yazmanın duygusu çok farklı. Herkesin bir kez bile olsa tatması gereken bir duygu olduğunu düşünüyoruz. Cesaretinizi toplayın ve arkanızda iyi ki yapmışım diyeceğiniz işler bırakın, keşke yapsaydım dediğiniz işler değil
    Bazı yazarlar babalar gününde kitabı babasına hediye edip onun yüzündeki mutluluğu görmek için, bazıları şuan aramızda olmayan değerli babalarını anmak için, bazıları da; "Aile kan değildir. Aile sevgidir!" sözünü bizlere hatırlatmak için yer almış bu projede. Hikayelerin en büyük ortak paydası ise okuyucuya aktarmayı başarabildikleri duygu.
    Yazmak isteyip cesaret edemeyenler için çok güzel bir fırsat oldu bu kitap. Minicik bir cesarete ihtiyacı olanlar, onu da bulup kitapta yer aldılar. Hala cesaret edemeyenlere ise, hayallerinizi rahat bırakın, ruhunuzu hafifletin diye tavsiyede bulunabiliriz.️
    Her hikaye inanın ki çok güzeldi. Satma kaygısı olmadan birşeyler yazan insanların güzelliği, yazılarına da yansımış. Zorla değil de gönüllü olarak yapılan bir işin samimiyetini kitabı okurken sonuna kadar hissedebilirsiniz.
  • 166 syf.
    ·9/10 puan
    "Romantik Komünist" olarak tanımlanan Türk şair, oyun yazarı, romancı ve anı yazarı; Nazım Hikmet. Siyasi düşünceleri sebebiyle hayatının ciddi bir kısmını hapiste ya da sürgünde geçirdiği de bir şekilde kulağınıza gelmiştir.
    Peki ailesini, öğrencilik yıllarını, onu bu sanat yoluna iten sebepleri de merak ediyor musunuz
    Ben merak ediyordum ve bu konuda bir kitap arayışına girdiğim zaman bu kitabı keşfettim.
    Erdem Yücel, Nazım'ın bir dönem hayatında yer alan kadınları, mecbur kaldığı yolculukları, hapishane zamanlarını ve daha birçok şeyi bu kitapta toplamış. Kitabın sonunda kaynakça ve notlar kısmı da yer alıyor.
    Nazım Hikmet'in bazı şiirleri de kitapta yer alıyor. Üstelik o şiirleri hangi olayın üstüne yazdığı gibi bilgiler de yazıyor.
    Kronolojik bir şekilde yazılan kitabın yazım dili de olay örgüsü de oldukça başarılı. Bol bol altını çizeceğiniz ve ilerde bir gün tekrar açıp o satırları okumak isteyeceğiniz bir kitap sizleri bekliyor.
  • Diğer insanlardan uzakta yaşamaya mahkum bırakılan, 12 yaşına kadar sadece anne ve babasını gören yabani bir çocuk: Helena.
    Babası, annesini çocuk yaşta kaçırıyor bataklıktaki bir kulübede yaşamaya başlıyorlar. 2 yıl sonra Helena doğuyor. 12 yaşında bataklıktan kurtulup büyük ebeveynlerinin yanında yaşamaya başlıyor ancak yabaniliği başına dertler açmasına neden oluyor.
    Yıllar sonra mutlu bir evlilik yapıyor ama bu sefer de babasının hapisten kaçtığını öğreniyor ve geçmişte o kulübeden kurtulması, babasının hapse tıkılmasına neden olduğu için şimdi babasının kendisini aradığından çok emin.
    Geçmişiyle hesaplaşmak isteyen Helena'nın psikolojik gerilimle dolu hikayesini kaleme almış yazar Karen Dionne. Bir kitabın barındırabileceği tüm unsurları göze aldığımızda sıradan bir kitap. Vasat değil. Mükemmel değil.
    Sadece, bu tip kitapların genelinde olan merak unsurunu okuyucuya güzel aktarılmış. Zaten merak etmeseydim kitabın sonunu getirebileceğimden emin değilim.
  • 175 syf.
    ·9/10 puan
    Dünya edebiyatının bilimkurgu dendiğinde ilk ismi olan Ray Bradbury'nin klasikleşmiş kitabıyla karşınızdayız. Bradbury ezber bozan bir dünyada bizlere dehşet verici bir kapı açıyor. Bu dünyada itfaiyeciler yangın söndürmek yerine yakıyorlar. Üstelik yaktıkları şey de kitaplar
    Günlük standart metinler dışında okumanın yasak olduğu bu distopya, kitap severler için bir kabus niteliğinde. Makineleşmiş zihinlerin muhteşem bir yansıması olarak da görebileceğimiz bu kitapta insanların iletişimsel kopuklukları ve ekrana bağımlılıkları ustalıkla ve korkutucu bir biçimde işlenmiş.
    Hikayemiz itfaiyeci Montag'ın çevresinde gelişiyor. Dönemin makineleşmiş ruhuna isyan eder nitelikte bir kız çocuğu ile karşılaşan Montag, bastırmış olduğu özgürlük duygusunu Clarisse sayesinde dışa vuruyor. Clarisse'in ortadan kaybolmasıyla adeta boşluğa düşen Montag, hayatını sorgulamaya başlıyor. Okuma merakına yenik düşen Montag, bu noktada kendini bir direnişin içinde buluyor.
    Kağıdın yanması için gerekli sıcaklık derecesi olan 451 Fahrenheit, kitabın ismi olarak tercih edilmiş, bu açıdan kitabın ismi de oldukça manidar. Kitap severler için okuması acı verici olan bu muhteşem roman ustaca kurgulanmış bir bilim kurgu klasiği niteliğinde.