“Hayat çözülmesi gereken bir sorun değildir. Her gün olabildiğince akıllıca, olabildiğince bütün ve olabildiğince duyarlılıkla yaşanması gereken bir şeydir hayat. Katlanmamız gereken bir şeydir. Onun çözümü yoktur.”
Eğer bir ruh halini “teşhis edilmesi gereken bir şey”e dönüştürürseniz, ona uygun bir ilacı da muhakkak bulacaksınızdır. Oysa teşhis, hastada olup biten bir durumdan çok hekimlerin zihinlerinde olup biten bir durumdur.
Teşhis yelpazesinin genişlemesi ve en masum insan davranışı ve halinin bile artık psikiyatrinin araştırma nesnesine dönüşmesi Ivan Illich’in yıllar önce dile getirdiği bir tehlikeyi artık iyiden iyi yaşadığımızı gösteriyor. Illich, doğum ve benzeri doğal hadiselerin tıbbi bir konu haline gelmesini/getirilmesini eleştiriyordu.
Yabancı bir terapistin bir gözlemini okumuştum: Yolu hasta olarak yoğun bakıma düşenlerin, ömürlerinin sonraki dönemlerinde “hayattaki öncelikler” sıralamasını daha iyi yapabildiğini yazıyordu. Hayatın biteyazdığı bir anda, “Bu hayatı nasıl yaşasam daha iyi olurdu?” sorusunu sorabilmek. Bu yakıcı soruyla daha anlamlı bir hayata başlayabilmek. Çünkü anlamın boy verdiği yerde mutluluk da usul usul, parmaklarının ucuna basarak gelecektir. Mutluluk, onu hiç aramadığınız bir anda omuzlarınıza konan bir kelebektir.