Doğurup"kadın olamamak"
Sevip"kadın olamamak"
Saçların uzunken"kadın olamamak"
Parmakların "kınalıyken kadın olamamak"
Kadın olmak zor hele bu coğrafyanın kadını olmak daha zor. Erkekler doğursaydı belkide kadına şiddet, tecavüz, hakaret, piskolojik şiddet hiç yaşanmazdı. Farkındaysanız güçlü olan gözcüsü eziyor ve kadınları ezen, kıran,hor gören bir toplum olduk.
Kadın olmaktan utandırıyorlar. Anneler günü, kadınlar günü, sevgililer günü diye kadını bir güne sığdırıyor, onları nefsinizin kurbanı ediyorsunuz şimdi gereksiz kutlamaları bir kenara bırakalım...
İnsanın kanını tükettiği gibi ben de gözyaşımı tüketiyorum... Gözyaşı, kanın negatif baskısıdır. Sonuçta aynı şeydir. Sözcüklerin, bedenin akması, sıvılaşmasıdır. Kabuk tutmayan yaraların sıvılaşmasıdır. Tabii, eğer insanın kökleri kurumuyorsa..."
Şafak hep çok uzaklarda . Şafağın atmasını mı arzuluyorum, yoksa asıl istediğim gecenin daha da derinine mi dalmak, bilmiyorum. Evet, belki de aslında her şeyi bitirmek istiyorum
İyi de , insanların asıl korktuğu nedir ? Midesi bulanmadan , baygınlık geçirmeden bakılamayacak olan şeyden korkuyorlar . Yaşamımızın parçası olan ama utançla saklamak istediğimiz , dehşete düştüğümüz , tabu olan şeyden ... Ama böylesine saklamak istediğimiz , bizzat kendi yaşamımızın temsilidir : Damarlarımızda akan ve suyun bitkiye can vermesi gibi bize yaşam veren kan ; saklamak istediğimiz belki de aslın da yaşamın antitezi olmayan ölümdür , çünkü ölümden yeni bir yaşam doğar , toprağın yaşamı , biz ona karışırız , onunla , kökleriyle , özsuyuyla , demiriyle , kireciyle , kum taneleri , taşları , ölü yaprakların maddesiyle , katmanlara inen yağmurla dolarız . Ve saçlarımızda köklenerek başımızın üzerinde çiçekler açar . Yaşam oradadır , tek eksik olan bizim bilincimizdir . Hatta bunu bile bilmiyoruz , nasıl olduğunu bilemiyoruz