Geri Bildirim
Adı:
Frida Kahlo
Alt başlık:
Aşk ve Acı
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
304
ISBN:
9789752890237
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Frida Kahlo
Çeviri:
Hülya Uğur Tanrıöver
Yayınevi:
Everest Yayınları
20. yüzyılın popüler ikonlarından ressam, devrimci ve feminist Frida Kahlo'nun eserleri sürrealist olarak tanımlansa da kendisi bu tanımı, "Ben sürrealist bir ressam değilim. Asla hayallerimi resimlemedim. Yalnızca kendi gerçeğimi resimledim" diyerek reddetti. Sanat tarihinde ilk kez bir kadın, yalınlığı ve sakinliği acımasız denebilecek bir içtenlik ve "rahatsız edicilik"le dile getirdi.

Tablolarının birçoğunda kendi yüzünden yola çıkan Frida'nın yaşamöyküsü bize, Carol Hanisch'in kült olmuş "kişisel olan politiktir" mottosunun ne demek olduğunu anlatır. Çünkü o ruhunu kattığı Meksika devrimini doğum günü ilan eden bir marjinal, hiç doğmamış oğluna isim koyup onunla düşlerinde konuşan bir hayalperest, aldatılan kadın imajına da topluma direndi¤i gibi direnen bir savaşçı, tekerlekli sandalyeye mahkûm olduğunda bile ne sanatından ne de hayatından vazgeçmiş, tersine onları daha da yüceltmiş kutsal bir mücadeleci ve Diego Rivera ile yaşadığı aşkta, "senin sevmediklerini de sevdim ben" diyen taraftır.

Durmaksızın ötekileştirilen hayatında kaderine razı olmayı değil, efsane olmayı seçen Frida, ölümü de yaşamı gibi başında çiçeklerle ve her zamanki güzelliğiyle karşılamıştır.

"Bir ressam olarak Frida, Diego'ya hiçbir şey borçlu değildi, yani Diego hiçbir zaman onun hocası olmadı, asla bir resmini düzeltmedi demek istiyorum. Hatta pek çok konuda tersi geçerliydi, çünkü Frida'nın onun üzerinde ahlaksal ve sanatsal olarak güçlü bir otoritesi vardı." -Alejandro Gomez-
(Tanıtım Bülteninden)
Liebe ( Sevgili ) Frida Kahlo , kitabı bitirdikten sonra ismini bile dile getirdiğinde insan etkilenmekten kendini alıkoyamıyor. Bir kadının mevkisi, durumu,yaşı veya görünüşü fark etmeksizin “ kendi olan kadınları “ hep sevmişimdir ve Frida Kahlo’ da kendi olan bir kadındır...
Magdalena Carmen Frieda Kahlo Calderón veya sadece Frida; son sergisine ambulans arabası ile gelen Frida, bir elinde sigara diğer elinde tekila şişesi, kendi hayatı ile dalga geçermiş gibi yaşadı. Bol kahkahalı ve küfürlü konuşma tarzı vardı, Salvador Dali’yi ressam olarak görmezdi ‘’olsa olsa, o da zorlayarak, görüntü üreticisi denebilirdi’’demişti, Picasso ise Diyego’ya ’’Ne sen, ne Derain, ne de ben, Frida Kahlo gibi yüzleri çizmeyi bilmiyoruz…’’ diye mektubunda yazdı. Sürrealist akımının kurucusu Andre Breton’nun kendisini kesinlikle sürrealist olarak kabul etmeyen Frida’ya ‘’Siz bir gerçeküstücüsünüz’’ dediklerinin üzerine ‘’Hayır, ben gerçeküstücü değilim. Bütün bunlar, gerçeğinden fazla gözde büyütülmüş şeyler. Oysa ben en azından bir şeyden eminim: Kendi gerçeğimi resmediyorum’’, diye cevap verdi.

Röportaj esnasında ona boş zamanlarında ne yaptığı sorusuna tereddütsüz ’’Aşk yapıyorum efendim…’’diye cevap verdi. Asi, isyankar, bir kalıba sığdıramadığımız kişiliğini babasının Alman olup Aşkenaz kökenli oluşuna mı (bazı kaynaklarının bunu yalanladığı) yoksa Meksikalı annesinin ta Kızılderelirerinin soyuna dayanmasına mı borçludur bilinmez.

İyi bildiğimiz tek şey Frida’nın çocuk yaşta geçirdiği poliomyelit hastalığından sonraki büyük kaza… Sağ kurtulmayı başardı ve ard arda yapılan ameliyatların sonrasında uzun bir iyileşme sürecine girdi. Diyego Rivera ile aşk ve evlilik hayatı bir yandan anlamsız görünse de birlikte olmalarına birden çok sebep vardı, küçümsemeye gelmez sebeplerinden bir tanesi – bir birlerini çok iyi anlayabilir olmalarıydı.

Bir diğer sebep ise ikisinin de komünist olmalarıdır. Frida’nın evdeki kitaplıkta Marx, Lenin, Stalin’in yazdığı ve okunmaktan yıpranmış hale gelen birçok kitabı vardır. Yatağının başucunda da Marksizm-Leninizm akımının kurucuları ve onların izlerinden giden kişilerin portreleri var, bilhassa Mao Zedong’un portresi eskimiş güzel ahşap çerçevesindedir. Frida’nın tekerlikli sandalyesinin yanında şövalenin üzerinde yarım kalmış Stalin portresini duruyor; sert ve ciddi yüz ifadesi, üzerinde beyaz tören kıyafeti var ve sadece tek omzundaki apoleti çizebilmiştir, ikincisini çizmeye ömrü nihayet göstermedi.

... Diyego’nun Frida’yı durmaksızın aldatması, Frida da sütten çıkmış akkaşık değildi… Mavi Evinde Rus devrimci Trotski ailesinin bulunması, Diyego’nun Mayakovski ile tanışıklığı… Bohem hayat yaşayan bu ikiliyi nasıl anlayalım …

Frida’nın son senelerini fiziksel ve duygusal çöküntülüğünü bastırabilmek adına ilaçlara, içkilere, uyuşturucuya bağlanması… Otuzdan fazla ameliyat geçirip ve hayat boyu korseleri kullanmak zorunda olan, Frida, sana kim ne diyebilir ki!

Onun çizdiği resimler; onlarca, yüzlerce… Onlardan bir tanesi ‘’Henry Ford Hastanesi’’; kadın ressam kendi can acısını portresine aktarırken herkes ona baktığından soğuk kanlılığını koruyamaz iken o bunları yaşayıp haykırıyordu. Dışarıda, arkadaşları ve dostları ile çok gülüyordu, sanki hayatta en mutlu insan oymuş gibi, ama içindeki annelik duygusu, evlat sahibi olamamanın verdiği hayal kırıklığını hep üzerinde taşıyordu. Asıl gerçek yaşadıklarını ve karakterini onun tablolarda ve güncesinde görebiliyoruz. Hayatının son 10 yılını günce tutarak devam ettirdi, Frida’nın vefatından ancak 40 yıl geçtikten sonra Meksika’nın arşivlerinden çıkartılıp yayınlanmıştı. Güncenin 170 yaprağı Frida’dan kalan mirasının bir parçasıdır.

Benzer kitaplar

Bu kitabı topyekün bir saldırı altında kalmayı kabul ederek, diğer yorumlardan bağımsız ve tamamen kendi düşüncelerime göre yorumlayacağım.
İlk bölümleri çok beğendim. özellikle babasından başlanarak anlatılması çok hoşuma gitti. Yalan yok resim sanatından hiç anlamam, anlamak için de uğraşı vermedim. Mektuplarını okurken, tablolarına bakmaktan daha büyük haz duydum. Tabiki ''bence tabloları çok kötü'' diyecek bilgi birikime sahip değilim dediğim gibi anlamıyorum... Kitap sonundaki tablolara baktım geçtim ve estetik bulmadım.
Ardından sosyal medya da falan bir akım aldı başını yürüdü. Bence de yeterince sömürüldü.
Günümüz Türk feministleri kendisinin bayrağını taşısa da, Frida'nın feminist ve devrimci olduğunu ve diago'ya tutkulu bir aşk ile bağlı olduğuna inanmıyorum.
Diago'nun eline geçen her fırsatta ve her kadınla frida'yı istikrar ile aldatması, frida'dan kaynaklı. Bilindiği üzere Diago frida'nın kız kardeşi ile bile birlikte oluyor ve frida açık fikirli olduğundan dolayı bunu kabul ettiğini söylüyor. Ardından Diego ile evliyken aldatılmasından dolayı çok acı çektiğini falan söylerken karısının gözü önünde Troçki ile ilişki yaşayıp başka bir kadının canını yakmaya çekinmeyen bir ''feminist' çok sevdiği kocasıyla birlikteyken lezbiyen ilişkilerde dahil bir çok ilişkisi oluyor' Diago'da Ford ve Rockefeller aileleri için resimler yapıp şampanyalı, istakozlu partilerde boy gösteren bir komünist. Diago'nun fridayı zerre sevmediği ve kullandığı da açık ve net. Frida'nın Diagoya karşı hisleri de aşk değil, bağımlılık ki bu tedavi gerektirecek derecede. Gerek siyasi ideoloji gerekse etik değer ve aile yapısı düşüncelerinde taban tabana zıttız. Sohbet esnasında bana anlatılan Frida'dan daha farklı bir karakterle karşılaştığım için üzüldüm. Ben gerçekten güçlü bir kadın, ve kadın özgürlüğüne baş koymuş bir kadın görmek istemiştim.
Dikkatli okunması gereken bir kitap olduğunu düşünmekle birlikte, dönemin siyasi havasına da tanık olacağınızı söyleyebilirim.

Herkesin acısı kendisine göre büyük ve biriciktir bu ister fiziki, ister ruhevi bir acı olsun. ''Çok acı çekmiş yaaaa yazıkkk '' diye kutsallaştırmanın da bir anlamı yok.
İlla bir güçlü kadını kendinize ikon yapacaksanız gidin annenizi örnek alın....Eminim onunda sizi büyütürken eşinden, sosyal yaşantısından ve sizi doğururken çektiği büyük acılar vardır. ve en az frida'nın ''acıları'' kadar gözünüzde değerli olmalıdır. Yani öyle çokta dövmesini yaptırmak, tişörttünü giymek ve moda ikonu haline getirmek...... Çocukça

Komünist olmadığı ve ya günün şartlarına göre ''moda'' olduğundan dolayı komünist,ama ağırda bir meksika milliyetçisi'' ''
Kitabın kendini okutması Yazarının başarısı çok güzel kurgulamış ve alıntıları, mektupları tam yerinde kullanmış. Dili güzeldi, çevirisi de güzeldi.
Daha bir şeyler yazacaktım da unuttum.
Frida hakkında bu kitaptan bağımsız ve geniş bir araştırma yaparsam fikrim değişebilir. Bu yazdıklarım tamamen kendi öz düşüncem olduğu gibi, ateşli frida savunucusu 18liklerin sert yorumlarına maruz kalırsam, cevap vermeyeceğimi bildirerek herkese iyi okumalar dilerim.
“Hayatımda iki büyük kaza geçirdim. Otobüs ve sen. Sen en kötüsüsün Diego. Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın, anladığın halde canımı yaktın Diego.''

İnanılmaz güçlü bir kadın, başarılı bir ressam.Çağının en iyilerinden.Öyle ki Picasso'yu bile hayran bırakıyor kendisine tablolarıyla.Resimleri de kendisi gibi.Küçük tuvallerde çalışmasını buna benzetiyor Frida.Kitabın arkasında Frida'nın tabloları ve bu tablolarının öyküleri de mevcut.Ayrıca sevgililerine yazdıkları mektuplar ve günlüğünden kesitlerle birinci ağızdan tanıklık ediyorsunuz Frida'nın hayatına.
Çok güçlü bir kadın dedim ya, eksik bile kalıyor bu söz Frida'yı anlatmaya.Okurken, empati yapmaya çalışırken bile katlanamıyorsunuz 5 dakikalığına Frida olabilmeye.Öyle zor.Öyle güç.Ama o başına gelen her şeyi büyük bir olgunlukla sindirebiliyor, pes etmiyor, ayağa kalkıyor yeniden ve Frida oluyor.
Geçirdiği trafik kazası sonrası aylarca yataktan kalkamayan doktorların yaşamasını ''mucize'' olarak gördükleri Frida,öyle ki anne babası bile ölecek nasılsa diye Frida'yı ziyarete gitmezken kalkıyor o yataktan.Tüm vücudu yıllarca alçıda kalıyor, sevdiği adam ve ailesi tarafından istenmiyor sakat kaldığı için.Annesi, daha fazla para harcamak istemiyor Frida'nın tedavisine, bu yüzden kocasıyla kavga ediyor.Yattığı yerden yaptığı resimleri satarak ailesine yardım ediyor Frida.Azmiyle ayağa kalkıyor.Okurken bir masal kahramanına dönüşüyor Frida.
Tek kusuru, saplantısı belki de.Biricik kurbağası, Diegosu.
"O benim gözümde bir devdi.
Sözcüğün hem kutsal hem de gerçek anlamında. Her şeyi dev boyutlardaydı. Üretkendi, canlıydı, yaşam, enerji, söz, hareket, dinginlik, fikir ve resim doluydu. O güne kadarki çalışmalarını yüzlerce kilometrekare olarak ifade etmek mümkündü.''
diyor Frida.
Aslında her ne kadar Diego'dan nefret eder hala gelsem de, Frida'yı Frida yapan çektiği acılar, döktüğü gözyaşları.O güzel tablolar, o güzel mektuplar hep bu acılardan beslenerek üretildi ve bu acılarda en büyük pay da Diego'nun demek yanlış olmaz.
Okunulası bir biyografi.
Frida'nın dedikoduları ve popüleritesi dışında hayatıyla tanışmam 5-6 ay önce Frida filmini izlememle başlamıştı. Ama filmde çektiği acılara çok yer vermediklerini düşünüyorum. Ya da renkli kişiliğini çok daha ön plana çıkardılar. Kitapta ise acıları, kaza sonrası, resme başlayış hikayesi çok daha ayrıntılı anlatılıyor ki yazarın dilinin de gayet iyi olduğunu söylemem gerek. Bazen Frida'nın yazıları, mektupları da buna eşlik ediyor. Aşk ve Acı gayet uygun bir isim olmuş kitap için bence. Çünkü bu ikisinden oldukça çok bahsediliyor. Frida duygularını çok yoğun yaşayan talihsiz bir kadın. Kazadan bahsediyorum elbette. Ama bu kazanın bir getirisi olarak ressam olmaya resimler yapmaya karar vermiştir. Yoksa aklının ucunda dâhi yoktur ressam olmak. Bu nedenle kazanın en iyi yanı bu olsa gerek.

Bundan sonrası biraz spoiler içeriyor.

Kitabın ilerleyen sayfalarına doğru Frida'ya kızıyor, ne yapmak istediğine anlam veremiyorum. Diego çapkın biri bunu bile bile onunla evleniyor. Kocası, çok sevdiği kardeşi Cristinayla birlikte olduktan sonra bile onu affediyor bir şekilde. Daha sonra o da Diego gibi çapkınlıklara başlıyor ama nedense Diego'nu başkalarıyla olmasından dolayı acı duyuyor. Aynı hataları yapıyorlar. Hâlâ devam ediyorlar. Derdi ne bunların! Cidden kitabı okurken bir noktadan sonra kızmaya başladım. Evet, Frida bedensel olarak da ruhsal olarak da çok acı çekmiş. Özellikle çocuğunu kaybettikten sonra bunu çok iyi görebiliyorum. Belki sonrasında psikolojik olarak dengesini kaybetti ve tutunacak dallar aradı fakat bazı yerlerinde "Kes artık zırlamayı Frida!" demekten alamadım kendimi. Belki de kötü biriyim. Onun yaşadıklarının hiçbirini yaşamadım. Ama gerçekten yaptığı bazı hareketler o kadar anlamsız ki.
Yazar Rauda Jamis'i tekrar tebrik ediyorum. Sunuş biçimi çok güzeldi bence. Benim kızdığım Frida yalnızca... Buna karşılık onu sevmeden de duramıyorum. Belki o da Diego'ya karşı böyleydi.
''Los Frida'' sıfatını merak ederek başladığım güzel bir biyografisel kitap olmuş Aşk ve Acı.Bu arada, Los Frida, Frida'nın Öğrencisi demek filolojik bakımdan, ama onu tişörtlerin üzerinde gördüğümüz Punk Frida olarak mı öğretmenimiz olarak kabul edip Punk Frida'nın öğrencisi olacaktık? Ayrıca Kahlo'nun gündeme bu kadar gelmesine, onun Devrimci yanını, sanatkar kısmını bilen biri olarak, popüler kültür tarafından emilip hapsedilmesine karşı bir görüşte olduğum için de onu daha yakından tanımak istedim, açtım ve girdim Mavi Ev'inden içeri.
Kitabı ödünç alırken kütüphaneden, okurken sayfalarını aklımda yalnızca Frida ve Diego yoktu ya da Frida ve onu etkileyenler, etkiledikleri de, gerçekten etrafta çıldırmışçasına Frida Kahlo tüketimine farkında olarak ya da olmayarak yardım eden tüketicilere Frida yaşamda olsaydı -bedenen- nasıl tepki verirdi soru işareti kamçısıyla büyük bir merak ve hızla okudum kitabı, soru işaretim beni yiyip bitiriyordu. Sonra kitabın ortasında fark ettim, popüler kültür illa satarak ya da sattırarak ya da paranı alarak harcamazdı seni.. kitabı böyle okuma amacıyla okuyan kişi de o kültürün altında harcanıyordu.
O esnada Frida oturdu karşıma ama beni değil Diego'yu izliyordu. Diegosu resim yapıyordu Amerika duvarlarına , o an anlamaya başladım gerçekten Frida'yla aynı ortamı paylaşmaya başladığımı. O ilgilenmezdi ki, bu yüzden Frida O'ydu ya! O gerçekten de Aşk ve Acı'nın kadınıydı. Salt fiziksel acı da çekmiyordu yaşadığı trajik trafik kazasından sonra, onun kalbi acıyordu, rahmi acıyordu, kurbağa yüzlü Diego'su acıyordu vücudunda, zihninde somutlaştırdığı tablolarında. Nasıl mükemmel bir acı abidesiymişsin Kahlo dedim her sayfasında kitabın. Canlıydı ve karşımda Alejandro'suna 17sinde aşk mektupları yazan babasının çirkin ama zeki kızıydı, Diego'suna aşık çekici bir kadındı, çocuklarını kaybetmiş doğuramamış bir anaydı, bir balerindi, tahta bacaklıydı! Karşımdaydı ve gülüyordu, ağladığı zamanlar da çok oluyodu çevresindekiler ona -özellikle annesi ve babası- sürekli sulugöz diye hitap ediyordu. Halbuki Frida'nın yaşamında gözyaşı, tabloları kadar olağan ve üstündü. Dans etmek istiyorsa çelik korsesini çıkarırdı, daha o yıllarda karşıydı evlilik tanımı dogmalarına, devrimci biriydi Frida, aynı zamanda, Troçki ile flörtleşmişlerdi Mavi Ev'de bir süre...
İşte kitap bu anlatmaya çalıştıklarımın bir bütününün ortaya çıkmış bir uzantısını oluşturuyor.
Gerçekten Frida herkesin tanımasını dilediğim, eşsiz bir güzellik, saç bukleleriyle, tablolarıyla, aşkları ve devrimciliği ile, Paris'te bir dergideyken halkını düşünüş biçimiyle, gözyaşlarıyla, kırgın bedeni ile, doğuramadığı embriyolarıyla, aklıma gelmeyen ve Fridavari bir çok özgünlüğüyle.
Los Frida olacaksak , olmalıyız işte bu sebeplerle.
İyi ki geçmişsin bu yaşamdan Frida, iyi ki de yazmış seni Aşk ve Acı'da Rauda.
Meksikalı ressam Frida Kahlo'nun sıradışı yaşamını kaleme alan gazetesi yazar Raunda Jamis, ressamın yaşamını biçimlendiren önemli olayları anlatırken dönem Meksikası'nın kültürel ve politik değişimlerine de ışık tutuyor. Yaşamı boyunca bedensel acılarla ve hastalıklarla savaşan Frida, resim sanatındaki başarısının yanısıra fırtınalı aşk yaşamıyla da tanılıyor. Kitapta sanatçının ailesi çocukluğundan itibaren yaşadılşarı ünlü Meksikalı ressam Diego Rivera'yla olan evliliği ve dilden dile dolaşan ilişkileri anlatılıyor. Bu aşk hikayesinde Komünist lider Leon Trotsky'den, fotografçı Nickolas Muray'e, aktris Maira Felix'den, Dolores Del Rio'ya kadar birçok isim var.
Ah Frida... Çektiği onca acıya, aldığı onca yaraya rağmen umudunu kaybetmeyen kadın. Kararan hayatına rağmen renklerden vazgeçmeyen, ruhunun rengini hiç soldurmayan kadın. Az çok bilgiye sahiptim ona dair fakat bu kitabı okuduğumda bildiklerimin iç yüzünü öğrendim. Hayatı, ailesi, acıları, aşkları, Diego'su...
yaşadığı ağır kazadan çok yaralar almış ve onun tüm yaşantısını etkilemiş ama her şeye rağmen tutunmuş hayata. Ruhundaki çiçekler hep renkli kalmış, hiç solmamış. Kimle tanışırsa tanışsın , kimle bir şeyler yaşarsa yaşasın Diego hep özel kalmış. Gerçek hayata dair kitapları severim çünkü yaşanmışlıklarla doludur. Frida hayatına dair bir şeyleri merak ederseniz alın okuyun derim. Kitabın arkasında ona dair fotograflarının, yapmış olduğu resimlerin bulunmasını da ayrı sevdim.
"Acılarımı boğmaya çalıştım; ama pislikler yüzmeyi öğrendiler ve şimdi ben, bu hoş ve iyi his tarafından alt edildim." Frida Kahlo
Okuduğum ilk biyografi kitabıydı. Yazarın anlatımı çok hoş ve akıcıydı. Bu, bazen günde 100 sayfa okuyabilmeme sebep oldu. :)
Frida Kahlo feminist bir ressamdır. Meksika'da doğmuştur. Çok yoğun ve koşturmacalı bir hayatı vardır. Buna rağmen bir çok şeyin üstesinden gelmeyi başarmıştır. İşte beni kendine hayran eden yönlerinden biri de buydu.
Resim yaparak rahatladığını söyler hep. Morali bozuk olduğunda, kendini hayalgücünün ve boyalarının dünyasına bırakır. Ve ortaya, hayatını anlatan, çektiği acıları gösteren, gayet gerçekçi eserler çıkar. Bunun sebebi de hislerini uçlarda yaşamasıdır.
Her şeye rağmen çoğu zaman gülmeyi başarmıştır. Geçirdiği kaza sonrasında hastanede kaldığı ve hasta olarak geçirdiği zamanlarda bile resim yapmayı bırakmamıştır. Resim yapmanın ona güç verdiğini söyler hep.
Evliliği, yaşadığı kaçak aşklarıyla beklenenden farklı bir kadındır. Yaşadığı bütün ilişkileri, içinden geldiği gibi hislerinin doğrultusunda yaşar. Ama her seferinde kendini gerçekten aşık olduğu kocası Diego'nun yanında bulur.
Kendi yaşamıyla, aşk hayatıyla, resimleriyle bazen kendine hayran bırakan bazen de düşündüren Frida Kahlo'nun hayatını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. :))
Enerjisi, sanatı, karakteri dünyayı aşmış bi' kişi Frida Kahlo. Yaşamında karşısına çıkan pek çok soruna boyun eğmeyip direnmiş. İçindeki gezip görme, öğrenme tutkusu onun hayatına yön verip sanatını şekillendirmiş. Şahsına münhasır yaşamıyla insanlara ilham olmuş bi sanatçı!
Böyle bir kişinin bu dünyada yaşamış olduğunu herkesin öğrenmesini istiyorum!
Kim ne derse desin, görüntü düşünceden önce yer alıyor.
Rauda Jamis
Sayfa 69 - Everest Yayınları
“Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın.”
Sen ve ben, bu zaman zarfında birleştik, aynı yazgıyla bağlandık, aynı şeylere tosladık, aynı noksanların acısını çektik. Bunun ayıbı bana ait, yalnızca bana. Seni iki kişilik sevme, kendimizi iki kişilik sevme, seni aksiliklerden koruma gücüne sahip olmalıydım. Her tür acıyı çekmeni engelleyecek, yitip gitmenin önünde geçebilecek , birlikte yıkılmanızın önüne geçebilecek denli güçlü olmalıydım. Senden af diliyorum, sonsuza kadar ...
Rauda Jamis
Sayfa 170 - Everest Yayınları
Biliyorum, aslında birbirimizi yok edeceğiz, böylece mücadele sonunda ortaya hiçbir galip çıkmayacak.
Rauda Jamis
Sayfa 1 - Everest Yayınları
''İyileşmek mi?'' dedi Frida. ''Ama ben hasta değilim ki. Kırık döküğüm. Aynı şey değil, anlıyor musunuz?''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Frida Kahlo
Alt başlık:
Aşk ve Acı
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
304
ISBN:
9789752890237
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Frida Kahlo
Çeviri:
Hülya Uğur Tanrıöver
Yayınevi:
Everest Yayınları
20. yüzyılın popüler ikonlarından ressam, devrimci ve feminist Frida Kahlo'nun eserleri sürrealist olarak tanımlansa da kendisi bu tanımı, "Ben sürrealist bir ressam değilim. Asla hayallerimi resimlemedim. Yalnızca kendi gerçeğimi resimledim" diyerek reddetti. Sanat tarihinde ilk kez bir kadın, yalınlığı ve sakinliği acımasız denebilecek bir içtenlik ve "rahatsız edicilik"le dile getirdi.

Tablolarının birçoğunda kendi yüzünden yola çıkan Frida'nın yaşamöyküsü bize, Carol Hanisch'in kült olmuş "kişisel olan politiktir" mottosunun ne demek olduğunu anlatır. Çünkü o ruhunu kattığı Meksika devrimini doğum günü ilan eden bir marjinal, hiç doğmamış oğluna isim koyup onunla düşlerinde konuşan bir hayalperest, aldatılan kadın imajına da topluma direndi¤i gibi direnen bir savaşçı, tekerlekli sandalyeye mahkûm olduğunda bile ne sanatından ne de hayatından vazgeçmiş, tersine onları daha da yüceltmiş kutsal bir mücadeleci ve Diego Rivera ile yaşadığı aşkta, "senin sevmediklerini de sevdim ben" diyen taraftır.

Durmaksızın ötekileştirilen hayatında kaderine razı olmayı değil, efsane olmayı seçen Frida, ölümü de yaşamı gibi başında çiçeklerle ve her zamanki güzelliğiyle karşılamıştır.

"Bir ressam olarak Frida, Diego'ya hiçbir şey borçlu değildi, yani Diego hiçbir zaman onun hocası olmadı, asla bir resmini düzeltmedi demek istiyorum. Hatta pek çok konuda tersi geçerliydi, çünkü Frida'nın onun üzerinde ahlaksal ve sanatsal olarak güçlü bir otoritesi vardı." -Alejandro Gomez-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 654 okur

  • Esra Ozden
  • TC Neslişah Özbay
  • çiğdem tunç
  • Seda Öztürk
  • Güneş Duygu
  • SümeyyeÖzbey
  • İpek Boydağ
  • zeynep
  • Elif
  • Evin Sude Çelik

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.8
14-17 Yaş
%2.9
18-24 Yaş
%27.6
25-34 Yaş
%31.8
35-44 Yaş
%20.1
45-54 Yaş
%6.3
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%86.4
Erkek
%13.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.6 (90)
9
%21.7 (55)
8
%23.7 (60)
7
%10.3 (26)
6
%3.6 (9)
5
%2.8 (7)
4
%0.8 (2)
3
%0.4 (1)
2
%0.4 (1)
1
%0.8 (2)

Kitabın sıralamaları