Munis yirmi sekiz sene boyunca bekâret zarının düşünerek camdan bahçeye baktığını anımsıyordu. Aslında onu sekiz yaşındayken, bakire olmayan kızı Allah bağışlamaz diye uyarmışlardı. Ama şimdi tamı tamına iki gece üç gündür böyle bir zarın olmadığını ve sadece bir delik olduğunu öğrenmişti. İçinde bir şeyler kırılmıştı. Soğuk bir öfke içini kaplamıştı. Bütün çocukluğu boyunca ağaçlara uzaktan hasretle baktığını anımsadı. Tek dileği bir gün Sadece bir kez de olsa bir ağaca tırmanmaktı. Bekâret zarı yaratılır korkusuyla bunu hiç yapmamıştı.
Ayrıca o dediğin bekâret bir zar değil bir delik. Üç çocuktan sonra hala orası deliktir, zar değildir, anlamadıysan pes doğrusu. Bir de kalkmış iftira atıyorsun...
Bir karıncanın bacağı kırılsa hüngür hüngür ağlayabilirdi. Şimdiye kadar dört sokak köpeği beslemiş ve yeni aldığı paltosunu da okulun hizmetçisine bağışlamıştı. Üç kez de yetimhaneye ziyarete gitmişti, o dönemlerde halâ öğretmendi ve genelde bu tip yerleri dolaşırdı ama o her gidişinde çocuklara kilo kilo pasta alıp götürürdü.
O kış boyunca Huşeng Bey'in yeni yeni yürümeye başlayan iki çocuğu için örgü ördü. On yıl sonra da beşi için örecekti. "Bu insanlar neden sürekli çoğalır ki?"