Çağdaş insansa üç yaşında bir çocuk konumundadır. Ancak gereksinim duyduğu an "baba" diye bağırır. Gereksinimi yoksa eğer oyununa dalıp gider. Bu nedenle yaşamımızı Tanrı'nın ilkelerine göre düzenlemek yerine, insan bicimli bir Tanrı'ya çocuk gibi bağlanarak yaşadığımız için bizler orta çağın dinsel kültüründen cok, puta tapan ilkel kabilelerin dinsel kültürüne yakınız.
Sevginin varlğının bir tek kantı vardır: Bağlılığın derinliği, seven kişilerin her birinin ilgisindeki canlılık ve güçlülük; işte sevginin sunduğu meyve bunlardır.
Otomatlar birbirlerini sevemedikleri gibi Tanrı'yı da sevmezler. Bugün Tanrı sevgisinin yozlaşması, insan sevgisinin yozlaşması düzeyine ulaşmıştır. Bu gerçek, çağımızda dinde bir devrimin tanığı olduğumuz düsüncesine karşı çıkar.
İnsanlar, tüm koşullarda acıdan ve üzüntüden sakınmayı âdet haline getirmişlerdir, bu bağlamda sevgi tüm çatışmaların son bulması anlamını kazanmıştır. Kendilerine, bu düşünceye inanmak için iyi bir gerekçe de bulurlar, çevrelerindeki çatşmalar taraflara hiçbir yarar sağlamaz. Bunun nedeni aralarındaki "çatışma"nın aslında gerçek çatışmadan sakınmaktan başka bir șey olmamasıdır.