• İsrafa ve bozguna âşık olan imansız için, bu mutlak gevişçilerinin görüntüsünden daha şaşırtıcı bir şey olamaz... Teyit edilemeyende böylesine sebat göstermeyi, bulanıklığa onca dikkat ve bunu kavrama için onca coşkuyu nereden bulurlar? Onların kesinliklerinden de huzurlarından da hiçbir şey anlamam.
    Emil Michel Cioran
    Sayfa 131 - Metis Yayınları
  • 3
    İnsanın kendi kendisiyle başbaşa olması, her zaman yalnızlık değil. Yalnızlığın korkunçluğu, başkalarının varlığını hissetmekte yatıyor.
    Ahmet Erhan
    Sayfa 540 - Kırmızı Kedi
  • Psikolojik çözümlemeler, bir cinayet ve onun kuşatmasından çıkamayan Raskolnikov. Sayıklamalar, hastalıklar, ruhsal depresyonlar... Dostoyevski’nin baş yapıtı. Anlamak ve özümsemek için bir kez daha okumak lazım.
  • Sayıklamalar içinde uzun zaman yaşanamazdı...
  • Çok üzgünüm pek elit Caraco fanları, “son peygamber”inizin yazdığı “kutsal kitap”ı beğenmedim ve (ekşi sözlük’teki bir entry’e göre) “memleketteki depresif ezik tayfa”dan biriyim, plastik yalancı bataklıklara saplandım”. Napalım, yapacak bir şey yok artık.
    Üç günde bu temada üç kitap okudum ve Kaos’un Kutsal Kitabı üçüncüydü (1 Burukluk 2 Çürümenin Kitabı ) ve inanın YILDIM.
    Kitabın kendisine dönelim, ya da yazarın kendisine: sizce de bir yazarı “SON PEYGAMBER” olarak nitelendirmek biraz “fazla” değil mi? Yani sıradanın biraz üstünde bir ölüm filozofundan bahsediyoruz, abartmasak mı?
    Kitap bana bütünsel bir felsefeden çok sanrı veya art arda sayıklamalar gibi geldi ama yazarın hakkı teslim, bu ekstra etkileyicilik demekti.
    İçerik karamsardı evet ama karamsardan da öte biraz zorlamaydı bence. Sürekli bir ölüm ölüm diye tutturmalar, insanlığı yerden yere vurmalar... Üzgünüm, bana fazla geldi.
    ——— (kapanış)
    Evet arkadaşlar, Kaos’un Kutsal Kitabı’na dair söyleyeceklerim bu kadardı. İncelememi beğendiyseniz altta kalp tuşuna basarak beğenmeyi ve bunun gibi daha çok içerik için kanalıma abone olmay- aman, hemen buradan ( Merve (bu kadar) ) takip etmeyi unutmayın. Sağlıcakla kalın.
  • Hakkari'de Bir Mevsim kitabını okuduktan sonra okuma listemde yer alan bir kitaptı Doğu Öyküleri.Bu kitap iki bölümden oluşuyor;ilki görece uzun olan öyküler,ikincisi ise minimalist öyküler.Ferit Edgü minimal kelimesini ilk defa Binbir Hece isimli kitabında kullanmış ve Doğu Öyküleri kitabıyla da hayata geçirmiş.Kitapta 17 adet minimal öykü var."Minimal ne ola ki?" diyenler için de Ferit Edgü kısaca "hiçbir fazlalığı içinde barındırmayan bir yapıya ulaşmak,yalınlık.ayıklamak,arıtmak..." şeklinde açıklıyor.

    Doğu öyküleri Hakkari'de Bir Mevsim'in yönetmeni Onat Kutlar'a ithaf edilmiş.Kitap "Birkaç Sözcük" hikayesi ile başlıyor.Bu öykü girizgah diye nitelendirilebilir.Hakkari'ye yazarın ayak basışı,orada kalışı ve şimdiki zamanda anımsayışlarına dair anekdotlar var.İkinci öykü ise Mardinli taş ustası Mirza'nın öyküsü.Üçüncü İbramın Oğlu İbramın öyküsü.Özellikle bu son iki öyküde gerçek ve kurgu arasında gittim geldim.Bazen Ferit Edgü okurken "Bu anlatılanların ne kadarı gerçek acaba ?" diye soruyorum kendime.Sonra okuduğum bir yazısı aklımaO geliyor.Orada şöyle diyordu :"Ben minimal öykülerimde her şeyden önce "olay"ı önemsiyorum.Ama benim "olay"larım,gözümüzün gördüğü olaylar değil.Çünkü ben,kendimi bir tanık yazar görenlerden değilim.Olayları,gözlerimi kapadığımda daha iyi görüyorum.Yıllar önce söylediğim gibi,düş ile gerçek koşut gidiyor yazdıklarımda."Bu yazısıyla düş ve gerçek arasında gitmemin abes olmadığını görmemle aslında sorumun cevaplandığını da görüyorum.Ferit Edgü benim için minimalist bir öykücü olduğu kadar doğudan bahsederken mistik kahramanlar dolu bir mesel anlatıcısı da.

    İbramın oğlu İbram öyküsünden sonra dördüncü olarak "İnsan Kokusu" öyküsü geliyor.Buna işaret düştüm.Çünkü öykünün bitimi çok hoşuma gitti.Öykü boyunca başka bir minimalist öykücü olan Çehov'un Bozkır'ından alıntılar yapan yazar "Bozkır, bu benimkine benzeyen hem de benzemeyen o günlerin hüzünlü yolculuk öyküsü,belki bilirsiniz,'Bu hayat nasıl bir hayat olacak acaba?' sorusuyla biter." cümlesiyle öyküsünü bitirmiş.Hakkari'den ayrılış öyküsü olan bu öykü Çehov'un Bozkır'ına selam çakmış ve özellikle kahvede ardı ardına içilen çaylar bölümüyle de benim epeyi ilgimi çekmiştir.Yazar belki bilirsiniz demiş ama ben duymamıştım bile.Bozkır öyküsünü okuyacağımı da belirterek beşinci ve son uzun öyküye geçeyim.Bu kitapta bayılarak okuduğum öykü işte budur.Bir dağ köyüne yeni konut yapmak için atanan iskan sorumlusunun öyküsü.Anlatmayayım, okursunuz;çok güzel.

    Daha sonra kitabın ikinci bölümüne geçiyoruz.17 tane minimalist öyküye daha doğrusu.Burası Hakkari'de Bir Mevsim kitabını okuma hissi verdi bana.Ama bazı bazı yarım bir his diyebilirim.Fal ve Hoş öyküleri özellikle ilgimi çekti.Bu kısmı okurken sürekli "Tanrının bile unuttuğu bir köy,ölümle iç içe yaşayan ölümle zorunlu ahbap olan köylüler,kar-yağmur-çamur-tipi,gece inen kurtlar,gaz lambası ışığında derin sayıklamalar ;yabancılaşma,yabancılama,içe dönme,izole olmuş ya da edilmiş bir toplum gibi durum ve kavramları sıkça görüyoruz.İlk bölüme oranla arayış,yalnızlık ve ölüm temaları çok daha yoğun hissediliyor.Bu öykünün sonunda kitap bitiyor.

    Yazarımızın da son cümleleri gibi "Onlardan biri gibi oluyoruz belki de..."zamanla,bilmiyorum,kitaba hakim olan o karlı havayı soluyor gibi.muhtarla konuşuyor ve öykü dinliyor gibi yani düşle gerçek arasında bir yerde gibi.
  • -bırak dağılsın toparlanır şu yaşamak dediğin-

    bir gün kıyaslamaya suya indik;
    şekilcilerden ve soğukluktan ne anladıysak
    yaralanma dedik acılanma dedik kimi görsek
    kan tutar bizi sevmek tutar
    bakırdan taslarda deniz kurtar
    ey elini uzat dedik 

    köpüğüyle buluştuk ısrarcı gitmelerde
    ayağımızın yagazlığı değil midir ölüm
    kalkılır ve dönülmez oysa kim çağırmıştır bizi?
    ya da bırakan neydi ey! hayat sölpüğü
    yüzlerden ırak bir buluta rastlamadım.

    tanırdı görse bizi, suyun çiçeklenişi
    derinlerde gücenmiş sayıklamalar yatar
    her insan bir fâtihadır yüzü ters bakan
    gece okuma, gündüz yürüme, hiç duyma.
    *
    yetişsin bir dağ bıraktım
    köpeklerin acıdan öldüğü günlerde
    ıssızlıktır bir kap zehir
    yeni gelinlerin zor taşıdığı tepsidir hayat
    ve inme iner kimin bahçesine aklı kaçırsak

    gölgelerin dili! sana yetmeyecek adımları çetele
    neyin yurdunu arasak bir mayın gevezeliği
    alacağını alsa da gitse düşman
    yolu yalnızca sevgililer uzatır
    gider tozuyla rûyasından

    bu cehennem günü bile donan kimdir?
    kim eli cebinde gezer durur geceyi
    sıkıntılı ve bağırarak kim ağlar uzaklara
    sessizlikten bile ses duyan kimdir içinde
    bilmez bunu kimsecikler şeyden başka

    kıyaslamalar bitti su devrildi;
    sanki yaşamaktan ne anladıysak
    ve ne aldıysak büsbütün
    bir yara dedik zil çaldı ve ders bitti
    kimsenin bahçesinde yalan dolaşmaz artık!