Duygusallık da insan kusurlarından biriydi. Çarpıklıktı. Aşkın ve sevginin hiçbir mantıklı amaca hizmet etmeyen sapkın yan ürünlerinden bir diğeri. Yine de arkasında müthiş bir güç vardı.
Uzaylıdan Gulliver'e verilen tavsiyelerden çaldıklarım.
1- Utanç bir prangadır. Kendini azat et.
2- Yeteneklerin hakkında endişelenme. Sevme yeteneğin var. Bu yeter.
3- Öfken seni endişelendirmesin. Öfke duyman imkansız hale geldiğinde endişelen. Çünkü o zaman tükenmişsin demektir.
4- Mutluluk senin dışında bir yerde değil, senin içinde.
5- Kendinle çelişeceksin. İçin büyük. İçinde çokluklar var.
6- Hiçbir iki insanın ahlak anlayışı tamamıyla uyuşmaz. Zarar verecek kadar keskin olmadığı müddetçe farklılıkları kabul et.
7- Bir noktada başına kötü şeyler gelecek. O zamanlarda tutunabileceğin biri olsun hayatında.
8- Önemli olan ne kadar uzun yaşadığın değil. Ne kadar derin yaşadığın. Ama derinlerde inerken güneşi hep üstünde tut.
9- Bir şey çirkin görünüyorsa daha dikkatli bak, çirkinlik bakan gözün başarısızlığıdır.
10- eğer çocukların olursa ve bir çocuğunu diğerinden daha çok seversen bu sorunu halletmeye çalış. Çünkü aradaki fark tek bir atom kadar bile olsa çocuklar bunu hissedecektir. Ve tek bir atom dev bir patlama için yeterlidir.
Her gün arabayla elli kilometre yol gidiyor, sonra bir iki cam kavanozu geri dönüşüm kutusuna attılar diye kendilerini iyi hissediyorlar. Barıştan iyi bir şey gibi bahsedip sonra savaşı yüceltiyorlar. Öfkeye kapılıp karısını öldüren adamı aşağılıyor ama bomba atıp yüzlerce çocuğu öldüren kayıtsız askerlere tapınıyorlar
Dünyaya küçücük eller, küçücük ayaklar ve sonsuz bir mutlulukla geliyordunuz ve ellerinizle ayaklarınız giderek büyürken mutluluğunuz yavaş yavaş buharlaşıyordu. Ergenlik yıllarınızı geride bıraktıktan sonra mutluluk elinizden kayıt gidebilecek bir şeye dönüşüyor ve kayıp gitmeye başlar başlamaz kütle kazanıyordu. Sanki kayıp gidebileceği bilgisi, ellerinizle ayaklarınız artık ne kadar büyük olursa olsun, onu tutmanızı daha da zorlaştırıyordu.