Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim
kahraman, girdiği salonda hummalı bir
manzarayla karşılaşmış. Tüccarlar girip çıkıyor,
insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra
tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir
yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir
masa da varmış. Bilge sırayla bu insanlarla
konuşuyormuş. Bizim delikanlı kendi sırasının
gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.
Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını
dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Gizi'ni
açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona.
Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat
sonra görmeye gelmesini salık vermiş.
'Ama, sizden bir ricada bulunacağım,
' diye
eklemiş bilge, delikanlının eline bir kaşık verip
sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş.
'Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve
yağı dökmeyeceksiniz.
'
Delikanlı sarayın merdivenlerini inip-
çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan
ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna
çıkmış.
'Güzel, demiş bilge, peki yemek
salonumdaki Acem halılarını gördünüz mü?
Bahçıvanbaşının yaratmak için on yıl çalıştığı
bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel
parşömenleri fark ettiniz mi?'