"Bakın!" diye bağırdı. "Namussuz bizi hâlâ takip ediyor!
İşte şurada. Size anlattığım adam bu!"
Oturma odasının penceresinden kocaman siyah sakallı, iri
yarı, esmer bir adamın kapı numaralarına bakarak caddenin
ortasından aşağı yavaşça yürüdüğünü gördüm. Besbelli ki o
da benim yapmış olduğum gibi hizmetçi kızı arıyordu. Ani bir
tepkiyle sokağa fırlayıp yanına gittim.
"Siz İngiliz'siniz," dedim.
"Ne olmuş?" diye sordu kaba bir homurtuyla.
"İsminizi öğrenebilir miyim?"
"Hayır, öğrenemezsiniz!" dedi kararlılıkla.
Durum bir garipti ama en iyisi doğrudan konuya girmektir
her zaman.
"Leydi Frances Carfax nerede?" diye sordum.
Hayret içinde bana baktı.
"Ona ne yaptın? Neden peşindeydin? Cevap ver bana!"
dedim.
Adam öfkeyle bağırarak bir kaplan misali üzerime çullandı.
Pek çok kavgada en güçlü adamlarla bile âşık atmışımdır,
ama şimdi karşımda duran adamın elleri sanki çelikten, öfkesi
bir boğanın öfkesiydi sanki. Boğazıma sarıldı; az daha
bilincimi yitiriyordum ki, mavi gömlekli, tıraş olmamış bir
Fransız işçisi, elinde bir sopayla karşıdaki meyhaneden
fırlayıp saldırganın koluna ağır bir darbe indirdi. Adamın
mengenesinden kurtulmuştum. Öfkeden kudurmuş bir halde
bir süre öylece durup yeniden saldırıya geçip geçmemeyi
düşündüğü belli oluyordu. Sonra, kendi kendine
homurdanarak beni bıraktı ve az önce benim çıkmış olduğum
binaya girdi. Yolda yanımda duran kurtarıcıma teşekkür
etmek için döndüm.