Kendinizi bırakın ve ağlayın. "Sen de ölmüyorsun." diyor Marla. Çevremiz birbirine yaslanmış hıçkıran çiftlerle dolu. "Beni ele verirsen," diyor Marla, "ben de seni ele veririm."
O zaman haftayı bölüşelim, diyorum. Kemik hastalığı, beyin parazitleri ve verem Marla'nın olsun. Ben de erbezi kanserini, kan parazitlerini ve organik bunamayı alayım. "Kalın bakırsak kanseri ne olacak?" diyor Marla. Kız dersini iyi çalışmış. Bağırsak kanserini bölüşürüz. Ayın birinci ve dördüncü pazarını o alır.
"Hayır." diyor Marla. Hayır, o hepsini istiyor. Kanserleri, parazitleri. Marla'nın gözleri kısılıyor. Kendini bu kadar harikulade hissedeceğini hayal bile etmezmiş. Gerçekten yaşadığını hissediyormuş. Cildi düzelmekteymiş. Hayatı boyunca hiç ölü birini görmemişmiş. Eskiden hayat anlamsızmış, çünkü elinde hayatı karşılaştıracağı bir şey yokmuş. Ama şimdi ölüm varmış: ölüm, kayıp ve acı. Gözyaşları, titremeler, dehşet ve pişmanlık. Şimdi, hepimizi bekleyen sonu bildiği için, Marla hayatının her anını hissedebiliyormuş.