searching

searching
@searching
Mobilya satın alırsınız. Kendinize dersiniz ki, bu hayatım boyunca ihtiyaç duyacağım son kanepe. Kanepeyi alırsınız ve sonraki birkaç yıl boyunca, hangi işiniz ters giderse gitsin, en azından kanepe sorununuzu çözmüş olduğunuzu bilirsiniz. Sonra aradığınız tabak takımı. Sonra hayallerinizdeki yatak. Perdeler. Halılar. Sonra o güzel yuvanızda kısılıp kalırsınız. Bir zamanlar sahip olduğunuz şeyler artık sizin sahibiniz olur.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kendinizi bırakın ve ağlayın. "Sen de ölmüyorsun." diyor Marla. Çevremiz birbirine yaslanmış hıçkıran çiftlerle dolu. "Beni ele verirsen," diyor Marla, "ben de seni ele veririm." O zaman haftayı bölüşelim, diyorum. Kemik hastalığı, beyin parazitleri ve verem Marla'nın olsun. Ben de erbezi kanserini, kan parazitlerini ve organik bunamayı alayım. "Kalın bakırsak kanseri ne olacak?" diyor Marla. Kız dersini iyi çalışmış. Bağırsak kanserini bölüşürüz. Ayın birinci ve dördüncü pazarını o alır. "Hayır." diyor Marla. Hayır, o hepsini istiyor. Kanserleri, parazitleri. Marla'nın gözleri kısılıyor. Kendini bu kadar harikulade hissedeceğini hayal bile etmezmiş. Gerçekten yaşadığını hissediyormuş. Cildi düzelmekteymiş. Hayatı boyunca hiç ölü birini görmemişmiş. Eskiden hayat anlamsızmış, çünkü elinde hayatı karşılaştıracağı bir şey yokmuş. Ama şimdi ölüm varmış: ölüm, kayıp ve acı. Gözyaşları, titremeler, dehşet ve pişmanlık. Şimdi, hepimizi bekleyen sonu bildiği için, Marla hayatının her anını hissedebiliyormuş.
İşte bu özgürlüktü. Bütün umutlarınızı kaybetmek özgürlüktü. Ben hiçbir şey söylemeyince, gruptaki insanlar en kötüsünü düşünüyorlardı. Daha beter ağlıyorlardı. Ben de daha beter ağlıyordum. Yukarıdaki yıldızlara bak, hop, gittin bile. Bir dayanışma grubundan çıkıp eve dönerken, daha önce hiç olmadığı kadar canlı hissediyordum kendimi. Bedenimde kanser ya da kan paraziti taşımıyordum; dünyadaki yaşamın etrafına doluştuğu, küçük, sıcak bir merkezdim ben.